Tanks in WWI

Discussions on all aspects of the First World War not covered in the other sections. Hosted by Terry Duncan.
Tosun Saral
Member
Posts: 4085
Joined: 02 Nov 2005 19:32
Location: Ankara/Turkey

Re: Tanks in WWI

Post by Tosun Saral » 05 Jul 2017 20:13

I wrote 2 atrticles on tanks againts the turks. Both are in Turkish. I give the whole article:

Published at the magazine of Muharip Gaziler, (Turkish War Veterans) number: 132, 2014 p.5 and
Düşünce ve Tarih Dergisi (Idesa and History Magazine) March 2016 Nr: 18
THE FIRST BATTLES WHERE TANKS WERE USED AGAINTS TURKS IN WWI
Türk askeri yeni bir silâh olan tank’la ilk defa İkinci Gazze Muharebesi sırasında tanıştı. Gerçi daha önce otomobil, kamyon hatta zırhlı otomobil görmüştü, ancak, tank’la hiç karşılaşmamıştı. Daha ilk atışta topçumuz bu tanklardan birisine isabet kaydetmiş ve işini bitirmişti. Askerimiz topçumuzun tanka karşı başarısını görerek bu devlerin geçilmesi zor, derin kesilmiş ve kısmen kumluk arazide, göründükleri kadar tehlikeli olmadıklarını anlamıştı.
Tarihî bir şehir olan Gazze, geniş hurma, incir, zeytin ve portakal bahçelerinin ortasında suyu bol bir vahadır. Eski zamanlarda Gazze bir kıyı şehri olup Petra üzerinden geçen kervan yolundan sevk olunan Arabistan ürünlerinin ve Güney Filistin’in zengin arpa üretiminin bir aktarma yerini teşkil ediyordu. Halen 3-4 kilometrelik büyük kumluk arazinin oluşturduğu bir kuşak Gazze şehrini sahilden ayırmaktadır. Akdeniz yüzlerce yıldan beri bu kumları yığmış ve buna ağaçlandırma veyahut diğer inşaatla müdahale edilmemiş olduğundan bugünde bu kumluklar kıyıdan içeriye doğru olan seyirlerine devam etmektedir. Gazze ötedenberi sahip olduğu önemini su servetine borçludur. Bir sahil ve ticaret şehri olmaya son verdiği halde kıyı boyunca Mısır’a giden kervan yolunun başlangıcı olması itibariyle önemini hiç bir vakit kaybetmemiştir. Büyük Savaşın başında Gazze 35-40 bin nüfuslu sakin bir doğu şehri idi. Şehrin düşmana karşı savunma kabiliyeti güneye doğru pek iyi olmayıp güneydoğuya karşı daha iyi idi. Bahçeleri kuşatan adam boyunda ve içine girilemiyen Şabbare (Frenk inciri, kaktüs) denilen dikenli yaprak çitleri doğal engeller oluşturuyordu. Gazze’nin güneydoğusunda yaklaşık 70 metre yüksekliğinde Cebel-i Ali Muntar (Mantar Tepe) denilen bir tepe bulunuyordu. Geniş bir kabristanın ortasında bulunan bir türbeden şehre ve onun doğusunda ve güneyinde bulunan araziye hâkim bir manzara vardı. (von Kress, 2007: s.261)
Birinci Kuvvei Seferiye komutanı Türk Kurmay Albay’ı von Kress Bey, Birinci Gazze Muharebesi’ni ve alınan tedbirler anlatıyor: (von Kress, 2007:s.261)
“Alman Binbaşı Tiller’in komutası altındaki zayıf Gazze garnizonunun takviyesi için 16 ncı Tümenin 125 nci Alay’ını, 500 neferli Avusturya-Macaristan Dağ Obüsü Taburunu (106 milimetrelik altışar toplu iki batarya ) Bîrüssebi’den Gazze’ye almıştım. İki toplu 10 santimetrelik Alman top bataryasını da aynı şekilde Gazze’ye göndererek düşman savaş gemilerini kıyıdan uzak mesafelerde tutabilecek biçimde mevziye girmesini emretmiştim. Bu tertibat geceleyin yapılmış olduğundan düşmana sezdirilmedi. Elinde bulunan yetersiz araçlarla Binbaşı Tiller, yalnız Gazze’nin güney cephesiyle Ali Muntar’da bir kaç basit tahkimat yaptırmıştı. Tel örgüsü engelleri burada yoktu. Binbaşı Tiller 2600 tüfek, 12 hafif ve 2 ağır topla Gazze’yi savunacaktı. (Türk Askerî tarihcileri bu güçün toplamını 3500 tüfek, 42 makineli tüfek, 22 toplu 5 batarya olarak vermektedir) 4 ncü bataryanın 1 nci takımı Gazze’nin 1 km güneyine, Macar Üsteğmen Kopasz komutasındaki 6 ncı Bataryanın 2 nci takımı şehrin doğusundaki Muntar Tepe dibine yerleştirildi. Bu topçunun komutası Yüzbaşı Truszkowski’ye verildi. Yüzbaşı Truszkowski Muntar Tepe üzerinde kendine bir gözetleme ve atış idare yeri seçti. Buradan bataryalar arasına çekilmiş bir telefon hattı ile atışı idare edecekti.”
İngilizler 26 Mart 1917 de saat 02.30 da ileri harekâtına başladılar. Kıtalara özellikle topçuya verilen talimatta, İngiliz taarruz harekâtı gelişmedikce ve taarruz ateşle karşılanabilecek en uygun bir duruma gelmedikce, ateş edilmemesi emredilmişti. Bu emir üzerine saat 09:40 da 6 ncı Türk Topçu Alayının 2 nci Sahra Bataryası ve Avusturya-Macaristan Öbüs Bataryaları Gazze Vadisi’nden ilerleyen İngiliz 53 ncü Tümen piyadesine ve aynı zamanda sol kanattan ilerleyen süvarilere ateş açtılar. Yere inen düşman süvarisi 22 zırhlı oto ile destekleniyordu. Bu sırada çok sayıda düşman uçağı, topçu mevzilerimizin yerini bulmak üzere çok alçaktan uçuyor, dumanlı işaret bombalarıyla bu mevzileri kendi topçularına gösteriyorlardı. Saat 14:50 de İngilizler Avusturya-Macaristan Taburunun 1nci Bataryası ile 100 milimetrelik bataryayı iyice tehdit eder duruma gelmişlerdi. Saat 16:00 dan sonra İngilizler, kuzeyden Muntar Tepe’nin batısına ilerlemeyi başararak 2 nci Avusturya-Macaristan Obüs Bataryasına 500 metre kadar yaklaşmışlardı. Topçu erlerinin tüfekle yaptıkları yakın savunmadan sonra, topları kullanılmaz hale getiren bataryayı İngilizler ele geçirmişlerdi. Saat 17:15 de düşmanın batıdan Mantar Tepe’ye yönelttiği bir kuşatma hareketiyle bu mevzii ile topçunun büyük bir kısmı elden çıkmıştı. Grup Topçu Komutanu Yüzbaşı Truszkowski elinde tabanca, savaşarak fedakârca ölmüş, Türk Topçu Komutanı İlyas, yaralı olarak İngilizlere tutsak düşmüş, Muntartepe’de savaşan Türk piyadesiyle 79 ncu Alay’ın makineli tüfek bölüğünün birinci takımı da tutsak edilmişti.
26 Mart 1917 sabahı başlayan İngiliz taarruzu ile 28 Mart 1917 akşamına kadar süren Birinci Gazze Muharebesi “ Türk kıtalarının dayanma güçü ve iyi bir sevk ve idare sayesinde her türlü yoksulluğa, özellikle hareket yeteneğinin azlığına rağmen ciddi bir zaferle sonuçlanmış, Birinci Kuvveyi Seferiye, 22 nci Kolordu adını almış, Kress’de İradeyi Seniye (Padişahın onayı) ile Türk Paşalığına yükseltilmişti. (Okçu, Üstünsoy, : s.565)
Birinci Gazze Muharebesinden sonra geçen üç ay içinde Türk Birlikleri ve Avusturya-Macaristan Dağ Obüs Topçu Taburu mevzilerini daha da sağlamlaştırarak ve hava hücumlarına karşı daha iyi gizlenebilme olanaklarını arttırarak, Gazze’ye yeni bir İngiliz taarruzunu beklemeye başladı. Gazze’yi savunan toplam kuvvet 14.000 tüfek, 84 makineli tüfek, 1.200 mızrak, 10’u ağır, 89’u hafif, 7’si uçaksavar olmak üzere toplam 99 toptu. Ayrıca 6 uçağıyla Remle’de 300 numaralı Uçak Müferezemizde uçmaya hazırdı.
Buna karşılık; İngiliz Genel Komutanlığı, General Dobell’e 174 ncü Tümenini, iki süvari tuğayını, iki sahra topçu taburunu, 12 ağır topu, 8 tankı takviye kıtaları olarak gönderdi. Topçuyu 4000 gaz mermisiyle donattı. Buna göre general 40 000 tüfek, 154 hafif ve 16 ağır topu muharebeye sokabilirdi. Hava kuvveti olarak elinde 25 uçak bulunuyordu. (von Kress, 2007:s.280-283)
17 Nisan 1917 da İngilizler saat 05:30 da müthiş bir topçu bombardımanı ile İkinci Gazze Muharebeleri’ni başlattılar. Topçu bombardımanını denizden de bir çok monitor ve Fransız savaş gemisi Requin destekliyordu. 18 Nisan 1916 akşamı Kress 1 / 4 numaralı Bataryayı cephenin yarılması durumunda düşmanı durdurmak amacıyla, Gazze cephesinin soluna Mantar Tepe gerisine kaydırdı. 2/6 nolu Batarya’ya da bir 10’luk Alman-Türk Bataryası ile birlikte, güneyden ve güneybatıdan Mantar Tepe’ye sarkabilecek düşmanı durdurma görevi verildi. 18 Nisan günü İngilizler Mantar Tepe’nin 4 kilometre kadar yakınına yaklaşarak mevziye girdiler. 1 / 4 nolu Batarya İngilizlerle ilerleyen bir zırhlı otomobili ateş altına alarak geri çekilmeye zorladı.
“Ne var ki; cephane durumumuzun çok müsait olmaması yüzünden düşman topçu ateşine yalnız zayıf cevap veriyor ve ancak, müsait olan hedefleri ateş altına alıyorduk. Bunlar arasında 53 ncü tümenimizin cephesinin önündeki üç büyük tank bulunuyordu. Topçumuz bu tanklardan birisine isabet kaydetmiş ve işini bitirmişti. Düşmanımız tanklarını daha Nisan’ın 17’sinde göndermekle bize büyük bir fayda sağlamıştı. Nitekim biz erlerimizi bunların görüntüsüne karşı hazırlamış ve topçumuzun tanka karşı başarısını fiilen göstererek; bu devlerin geçilmesi zor, derin kesilmiş ve kısmen kumluk arazide, göründükleri kadar tehlikeli olmadıklarını ispat etmiştik. Bu muharebede 53 ncü Tümenimiz mevzilerine düşmanın 7 ağır tankı yönelmiş, bunlardan üçü topçumuzun ateşi ile tahrip edilmişti. Diğer tanklar ise oldukları yerde kalmışlar veyahut en ileri hatlarımıza girerek önemli bir zarar vermeksizin topçumuzun ateşiyle geri dönmeye zorlanmışlardı. Enver Paşa Gazze cephesini teftişe geldiği zaman ileri hatlarımızda tahrip edilmiş olarak duran bu tanklardan birinin içine iki büklüm olarak sürünerek girmişti. Bu tank içinden ilerideki arazi çok iyi görüldüğünden bir gözetleme yeri olarak kullanılıyordu.” (von Kress, 2007:s.305)
19 Nisan 1917 da yine ağır bir topçu ateşi desteğiyle İngilizler hücuma kalktılar. İngilizler bu sefer beraberinde getirdikleri 4000 gaz mermisini de ateşlediler. “Bir aralık muharebe o kadar kızışmıştı ki her iki tarafta birbirlerine ölüm saçıyorlardı. İşte savaşın bu en buhranlı anlarında İngilizler ikinci yeni silahları olan zehirli gazı da kullanmışlardı. Azim ve şevkle şarkı söyleyerek savaşan Türk askerleri atılan bu gazın farkına bile varamamışlardı. İngilizler hiçte insanî olmayan bir vahşet örneği vermişler, ellerinde gaz mermisi ve maskeleri olmayan Türklere gaz kullanmışlardı. Bir mucize olarak bu gaz atışı hiç bir sonuç vermemişti. Çünkü zehirli gazlar çölde kumlar tarafından yutuluyor ve etkisiz kalıyordu. Büyük Biritanya İmparatorluğunun sonsuz kaynakları ile beslenen, her şeye ve her imkana sahip İngiliz taarruz birlikleri, her şeyden ve her imkandan yoksun, aç denecek kadar beslenen, çıplak denecek kadar giysisiz ve techizatsız, fakat imanlı Türk savunma birlikleri karşısında, sert kayalarda parçalanıp dağılan deniz dalgaları gibi dağılıp sönüyor ve parçalnıp geri çekiliyordu.” (Okçu, Üstünsoy :s. 631)
1917 de İkinci Gazze Muharebeleri esnasında İngilizler memleketlerinde eğitim araçı olarak kullandıkları Mark I model 8 tankı harekâta kattılar: Üstteğmen Roy Ansted Winder komutasındaki HMLS Kia Ora, Üsteğmen Blakeway komutasındaki HMLS Otazel, Teğmen Carr komutasındaki HMLS Nutty, Üsteğmen Braime konutasındaki HMLS War Baby, HMLS Sir Archibald, Pincher, Tiger and Ole-Luk-Oie. Bunlardan 3 adedi HMLS Nutty, HMLS War Baby ve Sir Archibald topçularımız tarafından tahrip edildi. İngilizler tanklarına HMLS (His Majesty's Land Ship) yani “Majestelerinin Kara Gemisi” diyorlardı.
Güvenilir İngiliz ve Avusturalya kaynakları 52 nci Tümene ait HMLS War Baby adlı tankın Macar topçusu tarafından tahrip edildiği konusunda hem fikirdirler. War Babby Üsteğmen Braime tarafından komuta ediliyordu. Tahrip edilen tankın mürettebatı sağ salim hatlarına kaçmayı başardılar. Teğmen Carr tarafından komuta edilen HMLS Nutty adlı tank da tahrip edilen diğer bir kara gemisi idi. Tankın mürettebatı yaralı olarak Türkler tarafından esir alındılar. Teğmen Carr tanktan çıkamayıp ağırca yanmıştı. Buna rağmen Mehmetcikler onu derhal Telelşeria’da bulunan sahra hastanesine yetiştirmişlerse de kurtarılamayarak vefat etmişti. İngiliz ve Avusturalya kaynakları bu tankın da Avusturya-Macaristan Dağ Bataryası tarafından açılan ateşle tahrip ettiğini hususunu iddia ediyorlar. Nutty ile beraber saat 04:30 da harekâta katılan 54 ncü Tümen 163 ncü Tuğay’a ait ve Teğmen Living, Onbaşı V. Hatherall, Er P. James ve Er J. Oldknow tarafından sürülen “HMLS Sir Archibald" sol paletine isabet eden bir top mermisi ile 17 Nisan 1917 de tahrip edildi.Yaralı olarak kurtulan Er Oldknow dışındaki diğer mürettebat yanarak öldüler. Bu tanklardan birisi saat 10:00’a doğru 1 /4 numaralı Batarya tarafından tahrib edildi. (Jung, 2006:s,150) Bu muharebede 1/ 4 numarlı Batarya’nın 3 topu kullanılamaz duruma gelmesine rağmen iki top mürettebatın gayreti ile yeniden kullanılabilir duruma getirildiler. (Saral-Saral, 2012: s. 86)

Tanklarımız yoktu ama çelik göğüslerimiz vardı.
“Sen hiç ölü tank gördün mü? Öldürmeye mahsus şeylerin cesetleri ne kadar acıklı.. Bunlardan biri hemen siperlerimiz önünde devrildi. İri, eğilmiş, boşalmış cüssesiyle siperler arasında bir engel oldu. Geceleri tankın önüne tesadüf eden kıtalar, ayaklarına keçe sarılmış sessiz nöbetcilerle bu engelden istifade edebilecek bir nagihâni (ansızın) baskını bertaraf etmeye çalışıyorlar. Dolaşan nöbetçilerimizden biri bir gece arkasını dönüp bir İngiliz neferi görmüştü. Kendi kendine şu iki hâli düşündü: Bunu tüfekle vursa bütün İngiliz siperlerinin ve Türk siperlerinin kurşunları bu şüpheli sesin üstüne yağacaktı, süngüyle vurup öldürse, diri ve esir’e vaadedilen beş altından beyhude mahrum kalacaktı. Aklına garip bir çare geldi: kimbilir nerede giydiği çorabını ayağından çıkarıp sol avçuna gizledi ve evvelâ ensesine bir yumruk vurup şaşırttıktan sonra erin ağzına bu bezi soktu. Esir ayıldıktan sonra şöyle diyormuş: “Evvelâ bir yumruk vurdu sersemledim, sonra ağzıma bilmediğim bir zehir tıktı, işte bu zehirle bayıldım.” (Atay, 2004:s.158)

İkinci Gazze Hücumu İngilizler 6444 ölü ve yaralıya patladı. Bu muharebede Türklerin kaybı ise 2013 şehid ve yaralıydı. Avusturya-Macaristan Taburu ise sadece bir kayıp verdi. O da revirde istirahat eden bir yaralı askerin kendi kendisini tüfeği ile vurmasından ötürü meydana geldi.
You do not have the required permissions to view the files attached to this post.

Tosun Saral
Member
Posts: 4085
Joined: 02 Nov 2005 19:32
Location: Ankara/Turkey

Re: Tanks in WWI

Post by Tosun Saral » 05 Jul 2017 20:21

Düşünce ve Tarih (ıDEAS AND hİSTORY) , aPRİL 2017 No: 31

INVASION OF CILICIA BY FRENCH AFTER TREATY OF mUNDROS AND THE TANKS USED AGAINTS TURKS

ÇUKUROVA’NIN FRANSIZLAR TARAFINDAN İŞGALİ VE TÜRKLERE KARŞI KULLANILAN TANKLAR
Birinci Dünya Savaşında Fransızlar ve İngilizler Batı Avrupa cephesinde Almanlarla, İngilizler ayrıca Çanakkale, Suriye ve Irak cephelerinde Türklerle dövüştüler. Fransızların bir kısım kuvvetleri Çanakkale’de bize karşı de çarpıştı. Fakat Filistin, Suriye ve lrak cephelerinde Fransız kuvvetleri hiç yoktu. Buna rağmen 30 Ekim 1918 de Mondros’da imzalanan mütareke ile birlikte Fransız kuvvetleri Suriye ve Adana bölgelerine adeta bir sel gibi akmaya başladılar. Bunların amacı parsa toplamaktan başka bir şey değildi.
Bu işler ihtilâf devletleri tarafından daha 1’inci Dünya Savaşı içinde hazırlanmıştı. 9-16 Mayıs 1916 da İngilizlerle Fransızlar arasında yapılan: “Sykes – Picot” anlaşması ile Irak bölgesi İngilizler, Adana, Gaziantep ve dolayları ise Fransızlar tarafından işgal edilecekti. Bu anlaşma üzerine Mondros Mütarekesi hükümlerine aykırı olarak Fransızlar Avrupaların Kilikya dedikleri Adana bölgemizin güzel ve zengin topraklarını işgale başladılar.
Mütarekeden sonra Adana’ya gelen Yıldırım Orduları Grubu kumandanı Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) gerek Fransızların ve gerek İngilizlerin memleketimizde yapacakları fenalıkları önceden görerek İstanbul hükümetini uyarmış ise de, hükümetin başı Müşir Ahmet İzzet Paşa (Furgaç) ve Padişah bunlara karşı esaslı bir iş yapacak durumda olmadıklarından bir sonuç elde edilemedi.
İtilaf kuvvetlerinin mütarekeye aykırı istek ve davranışları ilk önce İskenderun’da başladı. 3 Kasım 1918 de, mütarekenin imzasından üç gün sonra İskenderun limanına gelen bir Fransız torpidosunun komutanı limandaki mayınları tarayacağını ve bu suretle limana girip çıkma emniyetinin sağlanacağını, İskenderun liman reisine bildirdi. Esasen savaş sona ermiş olduğuna göre bu hareketin yapılmasında, Türk hükümetince bir sakınca görülmedi.
Bu nedenle 4 Kasım 1918 günü limandaki mayınlar, beş Fransız torpidosu tarafından kaldırıldı. Fakat bu iş bu kadarla da kalmayıp hemen arkasından bir Fransız deniz müfrezesi İskenderun’a çıkarılarak bu güzel ve şirin kasabamız işgal edildi.
Mütareke maddelerine uymayan bu küstahça işgal karşısında İskenderun’daki ilgili Türk makamları durumu İstanbul’a bildirdiler. Bunun üzerine Sadrazam Müşir Ahmet İzzet Paşa (Furgaç) “Limanın temizlenmesi uygun ise de şehrin işgaline dair mütarekede bir kayıt ve şart olmadığından mâni olunması gerekmektedir. Şayet ısrar ederlerse ve zorla girmeye kalkarlarsa üzerimize ateş etseler dahi, tarafınızdan katiyen ateş edilmeyerek şehre girmelerine müsaade edilmesini ve fakat durumun derhal İngiliz Baş Komutanına bildirilerek protesto edilmesi ” şeklinde bir emir verdi. İstanbul hükümeti daha birçok emirler verdi ve protestolar yapıldı, fakat hiç birisi bir etki yaratmadı.
Mütarekeyi istediği gibi çiğneyen veya maddelerini yorumlamakta kendilerini serbest gören İngilizlerde Kasım 1918 de Mersin’e bir Hint taburu çıkardılar. Bunu bir İskoç taburu tâkip etti. İşgal Adana’ya kadar devam etti.
Çukurova ve Suriye için İngilizlerle Fransızlar arasında nüfuz yönünden siyasî bir çekişme vardı. Bu çekişmeden Fransa galip çıktı. Fransa Kilikya olarak isimlendirilen Çukurova ve Suriye’yi kendi nüfuz bölgesi içine almayı başardı. Bunun sonucu olarak İngiliz birliklerinin bölgeden çekilmesinden sonra, bu cepheyi teslim alan Fransız kuvvetleri, önce Suriye’yi sonra da Adana’yı işgale başladılar.

Fransızlar, Harbiye Bakanı General Roques ve Bahriye Bakanı General Lacaze’nin Paris’te 15 Kasım 1916 da imzaladıkları müşterek bir kararname ile kurdukları ve Kıbrıs’ta eğittikleri La Légion d’Orient (Doğu Lejyonu) isimli Alayı da bölgeye getirdiler. Bu alay kısmen Cezayirli Tuaregler ve çoğunlukla Ermenilerden müteşekkildi. Alayın komutanı Fransız Piyade Yarbayı Louis Romieu idi. Bu alay Fransız askerî uniforması giymiş ve Fransız Askerî sistemine göre eğitilmişti. Unvanı Alay olmasına rağmen bir tugay büyüklüğünde olup 6 taburlu, mevcudu 66 subay ve 4368 erdi.
11 Aralık 1918’de 400 Ermeni askerden kurulu bir Fransız Taburu Dörtyol’u, Yarbay Romieu komutasındaki sadece 150’si Fransız, gerisi Gamayorlar diye adlandırılan Ermeni gönüllüleri olan 1500 kişilik başka bir birlik de 17 Aralık 1918 de Mersin’i işgal etti.
Fransızlar, bir taraftan çıkarmaya, devam ederken diğer taraftan bölgeye yayılıp yerleşiyorlardı. Yarbay Romieu doğuda Urfa'ya kadar giderek buralarını işgâl altına almış, kuzeyde Pozantı ilerisindeki Akköpyü'ye kadar ilerlemişlerdi. Mersin'de Alata Çayı işgâli sınırlandırıyordu.
Mersin'e işgâl komutanı ve Guvernör olarak Binbaşı Anfré atanmış, tercüman olarak da yanına Fransız Konsolosluğu memurlarından Osmanlı vatandaşı Ermeni Mardiros
Dellalyan'ı almıştı.
Mersin’in işgalinden sonra, 19 Aralık 1918’de Tarsus’da, büyük bir kısmı Ermeni Lejyonerlerden oluşan, Yarbay Romieu komutasındaki Fransız birlikleri tarafından işgal edildi.
Ahmet Hilmi (Cerit) Bey’in kaymakam olarak bulunduğu Mersin'in o zaman tek kazası olan Tarsus'a da Fransız Askeri Komutan ve Guvernörü olarak da Yüzbaşı Coulet (Kule) atandı. Tercümanı ise Türk muvazzaf subayı olmasına rağmen, düşmana sığınan Cezayirli Fethi idi.
İskenderun, Kilis, Mersin, Tarsus, Yenice, Pozantı, Ceyhan, Toprakkale, Bahçe ve İslâhiye’nin işgali tamamlandıktan sonra, Fransızların Suriye ve Filistin İşgal Ordusu Komutanı olan General Hamelin denetlemelerde bulunmak üzere önce 19 Aralık 1918’de Mersin’e, sonra 20 Aralık 1918’de Adana’ya büyük bir törenle girdi.
Dörtyol-Erzin-Toprakkale’de 12 uçağı bulunan bir Fransız Tümeni bulunuyordu. Bu tümenin karargahı Erzin’di. Bu uçaklar da Erzin’de bulunuyordu. Tümenin; 7 taburlu, 1 süvari bölüklü bir Piyade Alayı Dörtyol-Erzin’de, Toprakkale ile Osmaniye’de bir Piyade Alayları vardı. En ziyade kuvvetlerini Erzin’de bulunduruyorlardı, Dörtyol’da Ermeniler bulunduğundan bir Alay da orada konuşlanmıştı.
Fransızların İskenderun’da hastane ve menzil kuvvetleri vardı. İskenderun limanında daimi bir zırhlı bulunuyor, bu zırhlı ile Çaylı ve Kuzucuyu bombardıman ediyorlardı.
21 Aralık 1918 akşamı Adana Yarbay Romieu komutasındaki, yine çoğunluğunu Ermeni askerlerin oluşturduğu, Fransız birlikleri tarafından işgal edildi. (Çelik, 1999:60)
İkinci kafile olarak Afrika Avcı Alayı’ndan iki süvari bölüğü ve hemen bunların arkasından da 412’nci Piyade Alayı gönderildi. Sonradan bölge, Birinci Doğu Tümeni tarafından işgal edildi. Tümen komutanı General Dufieux, kurmay başkanı Binbaşı Hassler idi. Bu tümenin 17 nci ve 18 nci Alayları Adana bölgesine geldiler. Bir süre sonra tümen Senegal Alay’ı gibi başka alaylarla da takviye edildi. Tam mevcutlu silah, donatım itibariyle modern bir tümen haline getirildi.
Fransız Birlikleri büyük bölümü bölgenin kilit noktaları olan; Kilis, Osmaniye, Ceyhan, Adana, Tarsus ve Mersin’deydi.
1’nci Doğu Tümen Karargâhı, 21’nci ve 22’nci Piyade Alayları, 442’nci Topçu Alayı, Tümen Ağır Topçu Taburu, Süvari Bölüğü Adana’da yerleşmişti. 7’nci Süvari Alayı karargâhı Adana’da olup bölüklerinin çoğu piyade birlikleri emrine verilmişti.
17’nci Piyade Alayı Tarsus’ta, 18’nci Piyade Alayı Mersin’de konuşlanmıştı. İslâhiye, Bahçe, Ceyhan ve Pozantı’da genel olarak bu tümene ait takviyeli birer tabur bulunmakta idi.
İstihkâm Taburu, Muhabere, Uçak ve bando Bölükleri Adana’da olup gerektiğinde takviye için birliklere gönderiliyordu. Adana’da ayrıca 5-6 hafif piyade tankından ibaret bir tankçı birliği de bulunuyordu. Bunlar iki mürettebatlı, döner taretli, 22 mm kalınlığında zırhı olan, 6,5 ton ağırlığında, düz yolda saatte 7 km hız yapan, 39 beygir gücünde, 37 mm top veya 7.92 mm makineli tüfekle donatılmış 1917 model Renault FT-17 (Renault FT M 1917) tankları idi. Hatta bir tane de telsizli tank bulunuyordu. (Char TSF, Char Renault TSF (télégraphie sans fil) (telegraph without a wire). Bu tanklar Türkler karşısında pek başarılı olamadılar. Bir çoğu Kuvvayı Milliye güçleri tarafından imha edildi.
1 Şubat 1919 da Alayın ismi "La Légion Arménienne" (Ermeni Lejyonu) olarak değiştirildi. Alay Kilikya Bölgesinin Osmanlı Devletinden kurtarılması, bölgede yeni bir Ermeni devletinin kurulması, sadece Türklere karşı savaşmak, ileride kurulacak Ermeni devletini ordusunun çekirdeğini teşkil etmek gayesini gütmek için kurulmuştu. Bu gayelerini kısa bir müddet için de olsa gerçekleştirdiler. 1919 Mayısında bir Ermeni devleti kurmayı başardılar.
Fransızlar Ayrıca bölge Ermenilerini de silahlandırarak Türklere karşı kullandılar. Bu Ermenilerin sayıları ve bulundukları yerler şöyle idi: Saimbeyli : 1500, Kozan: 300, Adana ve Mersin: 1000, Bahçe ve İslâhiye: 1000, diğer yerler: 6350, toplam: 10150
1’nci Doğu Tümeni, birliklerini, Mersin’den Urfa ve Telepyaz’a kadar geniş bir bölgede dağıtmak zorunda kaldığından her yerde zayıf halde bulunuyordu. Bu nedenle, Suriye-Kilikya Fransız Baş Mümessili ve Doğu Ordusu Başkomutanı General Gouraud, bu durumu takviye için Şubat 1920’de, Suriye’de bulunan General Lamoht komutasındaki
2’nci Tümeni ; İskenderun, Kilis, Antep ve Fırat doğusundaki arazi kesiminde kullanmak üzere Kilis’e gönderdi. Bu tümen Adana bölgesi Fransızlar tarafından boşaltıncaya kadar bu bölgede kaldı.
Ayrıca Adana Bölgesine, 156’ncı, 127’nci Tümen karargâhları ile bazı birlikleri de gelmişti. Daha sonra bu birlikler yeniden Suriye’ye gönderildiler.
Fransızlar Adana Bölgesine girdikleri zaman, vali Nazım Bey’i istifaya zorlayarak yerine Adana Mektupcusu Esat Bey’i vali vekilliğine atadılarsa da, bir müddet sonra istifaya zorlayarak Adana’dan dışarıya çıkardılar. O’nun yerine Brémond (1868-1948) adında bir albay 1 Ocak 1919 günü vali, Teğmen Escant genel sekreter, Yüzbaşı Coulet ise askeri şef olarak atandılar. Brémond; 30 Ocak günü kendisini destekleyen Ermenilerin çılgın alkışları arasında Adana’ya girdi. Bu Brémond denilen adamın bir görevi de aynı zamanda Kilikya bölgesinde kurulması düşünülen “Küçük Ermenistan” ile ilgili işleri düzenlemekti. Kendisine yakıştırılan unvan “Administrateur en chef en Arménie en Cilicie” (Ermenistan’ın ve Kilikya’nın Valisi). Buna bağlı olarak; Adana Sancağına vali yardımcısı olarak Yarbay Normand, Kozan sancağına 8 Mart 1919’da Yüzbaşı Taillardat (Tayyarda) ile Üsteğmen Suby, Cebelibereket (Osmaniye) sancağına Yüzbaşı André, Tarsus’a da önce Yüzbaşı Coulet (Kule) sonra da Binbaşı Louis Eugene Coustilliére, Ceyhan’a Yüzbaşı Arrikhi askerî yönetici, mutasarrıf olarak atandılar. Bir Fransız Piyade Taburu ve bir süvari bölüğü ile Ceyhanı işgal ettiler. (Dalkır, YIL :223Yüzbaşı Taillardat beraberinde Ermeni teğmen Terlemezyan’la birlikte 9 Mart 1919 da bir Cuma günü Kozan’a geldi. Kozanlı Ermeniler kendisini büyük bir çoşku ile karşılayıp Fransız ve Ermeni bayraklarından yapılmış uğursuz bir tak altından geçirip mutasarrıflık makamına götürdüler. Balyan isimli bir Kozanlı Ermeni de kendisine tercüman olarak atandı.
30 kişilik bir Fransız birliği de Kadirli’yi işgal etti. Üsteğmen Suby ve Piyerson değişmeli olarak bu birliğe komuta ediyorlardı.
Daha sonra Brémond görevden alındı ve Julien Dufieux Eylül 1920-23.12.1921 tarihleri arasında valilik yaptı.
Fransızlar, 18 Ağustos 1920 tarihinde sabahleyin şafakla beraber baskın şeklinde Mercin grubuna hücum etti. Düşmanın baskınını anlayan muharebe ileri karakollarımız öncülere ateş açtı ve bu suretle çarpışma başladı. Fransızlar bir bataryasını Zabit zade çiftliğinde ve diğerini de Avşar mezarlığında mevzie soktular ve topçu ile siperleri bombardıman etmeğe başladılar. Topçu himayesi altında Fransız piyadeleri ilerledi. Fransızlar Türk mevzilerine 400 metre kadar yaklaşınca, Türk piyadeleri ateşe başladı. Düşman piyadeleri Mercin suyunun güney kıyısına 50 metre kadar yaklaştı. Fransızlar ilerlemeye devam ediyordu, fakat şiddetli ateşler altında zayiat veriyor ve duraklamaya mecbur kalıyordu. Fransız topçusu durmadan ateş ediyordu. Muharebe öğleye kadar bu suretle devam etti ise de Fransızlar başarılı olamadıklarını görünce Ceyhan’a çekilmek mecburiyetinde kaldılar. Fransızlar bu çarpışmada 20 kadar asker ve 15 kadar da hayvan kaybettiler. Ayrıca 100 den fazla yaralısı olduğu da anlaşılmıştı.
c- İkinci Mercin Muharebesi
Birinci savaşta yenilgiyi hazmedemeyen Fransızların Mercin’e tekrar taarruz hazırlıklarına geçtikleri öğrenildi. Bunun üzerine Mercin Kuvayı Milliye Müfrezesi Muhacir bölüğü ve Ali Müfrezesiyle takviye edilerek mevcudu 400’e çıkarıldı. Türklerin tertibatı aynı idi, mevziler biraz daha takviye edildi. Fransızlar 28 Ağustos 1920 tarihinde 2 piyade alayı, 1 Süvari Bölüğü, 3 Batarya, 18 top ve 2 tanktan ibaret olan kuvveti ile sabahleyin saat 04.00 de Mercin’e taarruza başladı. Fransız topçuları yine eski yerlerinde mevzilendirildi. Topçu ateşi himayesinde piyadeler taarruza başladılar ve tanklarla desteklendiler.
Türk askeri yeni bir silâh olan tankla ilk defa İkinci Gazze Muharebesi sırasında tanıştı. Gerçi daha önce otomobil, kamyon hatta zırhlı otomobil görmüştü, ancak, tankla hiç karşılaşmamıştı. Daha ilk atışta topçumuz bu tanklardan birisine isabet kaydetmiş ve işini bitirmişti. Askerimiz topçumuzun tanka karşı başarısını görerek bu devlerin geçilmesi zor, derin kesilmiş ve kısmen kumluk arazide, göründükleri kadar tehlikeli olmadıklarını anlamıştı. (Geniş bilgi için Düşünce ve Tarih Dergisi, sayı:18, Mart 2016 bakınız)

Fakat tanklar Mercin köprüsü tahrip edildiğinden suyun kuzeyine geçemediler. Fransız taarruzu öğleye kadar büyük bir başarısızlıkla devam etti ve taarruz Mercin ırmağının güneyinde durdu. 20 metre genişliğinde ve 1,5 - 2 metre derinliğinde olan Mercin suyu büyük bir engel teşkil ediyordu. Suyu geçmek mümkün olmadığı gibi Fransızlar Kuvvayı Milliyenin şiddetli altında piyadelerini geriye de çekemiyorlardı. Fransızlar, 3 bataryanın ve bütün makinalı tüfeklerinin ateşlerini köprü civarında toplayarak üçüncü defa tanklarla hücuma geçtilerse de yine kanlı zayiatla geri atıldılar. Muharebe karanlık basıncaya kadar şiddetle devam etti. Ortalığın kararması üzerine ateş tesirinden kurtulan Fransızlar Ceyhan’a geri çekilme imkanını buldular. 15 saat kadar devam eden bu muharebede Fransızlar 300 kadar zayiat verdiler. Türk zayiatı ise 7 şehit, 15 yaralıdan ibaretti. Şehitler arasında düşmanın tankı üstüne atılarak içindekileri yok etmek isteyen kahraman bir mücahit de vardı.
Bu muharebelerde Fransızlar, kuvvet bakımından en aşağı 7 - 8 misli; top, ağır makinalı tüfek ve tüfek ve cephaneleri bakımından da daha fazla bir üstünlüğe sahipti. Bu muharebelerde gerek mücahitler ve gerek bunları sevk ve idarede büyük başarı gösteren komutanlar muharebe kudretlerinin en üstün kabiliyetlerini gösterdiler.
Bu bölgede ve daha gerilerde zengin ve büyük köyler bulunuyordu. Bu köylere dayanarak grubun iaşesi kolaylıkla sağlandı. Fransızlar tüfeklerinin ateşlerini köprü civarında toplayarak üçüncü defa tanklarla hücuma geçtilerse de yine kanlı zayiatla geri atıldılar. Muharebe karanlık basıncaya kadar şiddetle devam etti. Ortalığın kararması üzerine ateş tesirinden kurtulan Fransızlar Ceyhan’a geri çekilme imkanını buldular. 15 saat kadar devam eden bu muharebede Fransızlar 300 kadar zayiat verdiler. Türk zayiatı ise 7 şehit, 15 yaralıdan ibaretti. Şehitler arasında düşmanın tankı üstüne atılarak içindekileri yok etmek isteyen kahraman bir mücahit de vardı.
Bu muharebelerde Fransızlar, kuvvet bakımından en aşağı 7 - 8 misli; top, ağır makinalı tüfek ve tüfek ve cephaneleri bakımından da daha fazla bir üstünlüğe sahipti. Bu muharebelerde gerek mücahitler ve gerek bunları sevk ve idarede büyük başarı gösteren komutanlar muharebe kudretlerinin en üstün kabiliyetlerini gösterdiler.
İkinci Mercin muharebesinden sonra 10 Ekim 1920 tarihine kadar iki tarafta da önemli bir faaliyet gösterilmedi Yalnız, 2 Ekim 1920 tarihinden itibaren Fransız uçakları sık sık uçmağa başladı ve düşmanın bir taarruz veya bir kuvvet kaydırma faaliyetine geçeceği anlaşıldı. Fransızların yeniden İskenderun limanına asker çıkardıkları öğrenildi. Toprakkale bölgesinde toplanan bu kuvvetler, hemen hemen bir tümene yaklaşıyordu. Düşmanın ne tarafa taarruz edeceği bilinmemekle beraber Osmaniye bölgesindeki Türk kuvvetlerine taarruz edeceği, yaptığı yığınaktan anlaşılıyordu.
Birinci Kavaklıhan Muharebesi (12 Nisan 1920)
Bu bölgede bir şose yol olduğundan Fransızların tank kullanacakları belliydi. Fransızların taarruzundan önce özellikle müthiş bir silâh olan tanklara karşı esaslı tedbir almak hususunda hazırlıklar başladı. Bütün subaylar ve erler hep birden geceli gündüzlü tank engeli hazırlamaya başladılar. Pozantı - Tarsus - Şosesinin bir tarafından akan Koson deresi devamlı yağan yağmurla taşmış ve şosenin doğu kısmını bataklık haline getirmişti. Şosenin batısı da tankların çabuk hareketine mani olacak derecede arızalı idi. Tankların şoseyi takip edecekleri tabii idi. Şosenin dar bir yerinde büyük bir hendek açıldı. Bu hendek gece kazıldı. Gündüz hendeğin Fransız uçakları tarafından belli olmaması için çamur sıvanmış bezlerle, örtülüyordu. Düşman tankları ve etrafında açılmış olan piyadeler taarruza başladılar. Teğmen Cemâl Efe hatıratında bu taarruzu “İlerleyen kurşunî renkli 3 büyük heyula, bunların sağ ve solunda ilerleyen şeritvarî iki sıra düşman yayaları, tahayyülümüz birden karıştı. Evet geliyorlardı. Gelenler beklediğimiz düşman ve onun tankları idi.” şeklinde anlatmaktadır.
20 kadar uçak da havadan Türk mevzilerine bombalar yağdırıyorlardı. Fransız tankları tam hendeğin önüne geldiği zaman durakladı. Diğer tanklar da durmak zorunda kaldılar. Orada tanklar ve piyadelerden karışık bir kalabalık meydana geldi. Mesafe uzak olduğundan Türkler piyade tüfekleri ile etkili olamıyordu. Fakat tam bu esnada aslen Türkistanlı olup hac görevini ifa ederken Büyük Harbin çıkması üzerine yurduna geri dönemeyip Anadolulu kardeşlerinin saflarına katılan Hacı Yoldaş adında bir kahraman daha önceden gizlendiği çalılıklardan otomatik tüfek ile ateşe başladı. Fransızlar çil yavrusu gibi dağıldılar. Birçok ölü ve yaralı verdiler. Hacı Yoldaş daha evvelki muharebelerde bir Fransız otomatiği ele geçirmişti. Tanklar için kurulan manialar tankların hareketlerini kısıtladı. Fakat üstün kuvvetlere malik olan Fransızlar, şiddetli topçu ateşi desteği altında ilerlemeye muvaffak oldular.
Fransızlar Toroslardaki tünellere hâkim olmak ve Pozantı’da kuşatılmış bulunan taburlarını kurtarmak maksadı ile 10 Nisan 1920 günü Toros - Pozantı caddesi genel istikametinde bir piyade alayı, 3 batarya, tank ve zırhlı otomobillerle takviyeli bir süvari bölüğünden ibaret, 3000 mevcudunda bir kuvvetle, yeniden Türk kuvvetlerine taarruza geçtiler. Bu bölgedeki Türk kuvvetleri Emin Ağa, Tekelioğlu, Kara Hacı, Veli Haşim ve Molla Kerim müfrezelerinden ibaretti. Bu sıralarda bu müfrezelerin bazıları dağılmış ve zayıflamış olduklarından bu beş Kuvayı Milliye Müfrezesinin mevcudu 400 erden fazla değildi. Fransızlar 11 Nisan 1920 günü, Çamtepe köy, Kayadibi, Bayramlı, (Kurbanlı) ve Kavaklıhan köylerini ele geçirerek bu köyleri tamamen ateşe verdiler.
11-12 Nisan gecesini Kurbanlı sırtlarında lüks lambaları ışığı altında ve muntazam ordugâhta geçiren Fransızlar, aynı gece de yanmakta olan köylerin kızıl alevlerini seyrederek ve perişan bir halde kaçışan kadın ve çocuklarının feryatlarını duyarak huzura kavuşmuş insanlar gibi rahat rahat istirahat ediyorlardı.
11 Nisan 1920 günü Karaisalı’ya gelen İstihkâm Teğmeni Cemâl (Alb. Cemâl Efe), aynı günde Bey Baba adı ile anılan Müdafaayı Hukuk Cemiyeti Başkanı Sadettin Bey ve eşraf ve Kuvayı Milliye teşkilâtı büyükleri ile Kaza Kaymakamının odasında görüşerek şu emri almıştı «Fransızlar Kavaklıhan istikametinden şoseyi takiben ilerlemektedirler. Savunma ile uğraşan Milis kuvvetlerinden bir kısmı dağılmıştır, düşman çok üstündür. Bu düşman önüne gelen köyleri yakıyor. Siz Karaisalı’da bulunan bütün milis kuvvetlerini toplayarak Kavaklıhan bölgesine hareketle düşmana baskılar yapacaksınız.”
Cemâl Efe, orada mevcut, genç, ihtiyar 38 kişiden ibaret sivil kıyafetli Milis müfrezesi ile gece halkın duaları arasında yola çıktı. Müfrezenin maneviyatı çok kuvvetli idi. Müfreze Çırpıklar köyüne geldiği zaman ufuktaki köylerin yanmakta olduğunu gördü. Bir taraftan da perişan insan kafileleri geri çekilmekteydiler.
Bu bir avuç Türk’ün, 10 misli üstün Fransız kuvvetlerini mağlup etmesi, imân kuvvetinden, cesaret ve hareket serbestliğinden ileri gelmekteydi.
İkinci Kavaklıhan Muharebesi
Pozantı’da Türkler tarafından, kuşatılan Fransız taburunu kurtarmak maksadı ile Fransızlar l9 Mayıs 1920 günü fecirle beraber bundan önceki muharebede verdikIeri bu kadar ağır zayiata rağmen uçak ve tankların da desteği altında, cephede Kavaklı bölgesinde taarruzları tekrarladılar ve bu defa taarruzları daha şiddetli oldu. Bu durum karşısında Seyhan grubu da 100 kişilik bir müfreze ile takviye edildi. Fransız topçusu, durmadan ve mermi sarfiyatına aldırmadan şiddetli olarak köyleri ve mevzileri bombardıman ediyordu. Bu çarpışmada bütün Kuvayı Milliye ve köylüler en son gayretlerini harcadılar. Grup komutanı, Teğmen Cemâl (Alb. Efe) emrine 20 er takviye kuvveti vererek Fransızlara, karşı taarruza geçmesini emretti. Üç günden beri devam eden muharebelerde çok yorulan ve müşkül duruma düşen Fransız kıt’aları maneviyat itibariyle zayıflamıştı. İşte bu esnada Teğmen Cemal cepheden Fransızların bir alay kadar kuvvetine, kısmen istirahatta iken ani bir baskın yaptı. Çok zayiat veren Fransızlar cepheden geri çekilmek zorunda kaldılar. İlerleyen Türk müfrezleri Kavaklıhan’ı ve bu civardaki eski mevzilerini tekrar işgal etmeği başardılar. Diğer bölgelerde de yapılan karşı taarruzlarla Fransızlarda bütün cephede geri çekilme belirtileri görülmeğe başladı. O ana kadar cephanesinin pek az oluşundan ateş açmamış olan tek Türk dağ topu ateşe başladı ve ilk mermide Fransızların bir topunu tahrip etti. Akşam olduğu zaman Fransızlar Çam Tepe hattı gerisine Yenice, Tarsus ve Hacı Talip bölgesinde ve hemen hemen tamamen demiryolunun kuzeyine çekilerek ve bu bölgede yerleşerek savunmaya başladı.
20 Mayıs 1920 günü Kavaklı’da bulunan Türk süvari müfrezesinin güney doğu yönünde hareketi karşısında morali bozulmuş olan Yenice’deki Fransız kıt’aları çadırlarını yıkarak ve artçı tertibatı alarak Adana istikametinde çekildiler. Maalesef Kuvayı Milliye’nin cephane mevcudu pek az olduğundan daha fazla takip imkânı hasıl olmadı ve ancak pek az olan süvari müfrezeleriyle kısmen takip yapılabildi.
Fransızların bu muharebelerde maksatları Pozantı yolunu açarak Pozantı’da çevrilmiş olan. kuvvetleriyle irtibat sağlamak ve bu kıt’aları kurtarmak idi. Fakat bunu asla başaramadılar.

KAYNAKÇA:
Atay, Falih Rıfkı, Zeytindağı, Pozitif Yayınları, İstanbul 2004
Bağdatlıoğlu, Adil, Uzunoluk, 1942,
Çelik, Kemal, Milli Mücadelede Adana ve Havalileri 1918-1922, TTK Basımevi, Ankara 1999
Dalkır, Kozanlı Emekli Öğretmen Recep, Yiğitlik Günleri, Milli Mücadele’de Çukurova, İstanbul, 1961,
Efe, Cemal, İstiklal Savaşında Adanalıların Kahramanlık destanları, Bürhaneddin Basımevi, 1937
Ener, Kasım, Çukurova Kurtuluş Savaşında Adana Cephesi, Türkiye Kuvayi Milliye Mücahit ve Gazileri Cemiyeti Yayınları, San Matbaası Ankara, 1970
Gürün, Kamuran , The Armenian File, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2007 s.191
Kurtuluş Savaşında İçel, Baha Matbaası, İstanbul, 1971
Okçu Em. General Yahya, Üstünsoy Em. Alb. Hilmi, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, c. IV, Kısım I, Sina-Filistin Cephesi Harbin Başlangıcından İkinci Gazze Muharebeleri Sonuna Kadar, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1979
Saral, Tümgeneral Ahmet Hulki, İstiklal Harbi IV. cilt, Güney Cephesi, Genel Kurmay Harb Tarihi Yayını, 1966
Saral Hulki-Saral Tosun Vatan Nasıl Kurtarıldı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1970
Saral, İsmail Tosun, Saral, Emre Çanakkale ve Sina-Filistin Cephelerinde Avusturya-Macaristan Ordusu Topçu Bataryaları, Türk Macar Dostluk Derneği yayınları, No : 9, Ankara, 2012
Ursavaş, Ali Saip , Kilikya Dramı ve Urfa’nın Kurtuluş Savaşları, , Gen. Kur. ATASE
Başkanlığı 2000
Von Kress “Son Haçlı Seferi, Kuma Gömülen İmparatorluk” ( Mit der Türken zum Suezkanal) Çeviren: Tahir Balaban, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2007
You do not have the required permissions to view the files attached to this post.

CroGer
Member
Posts: 130
Joined: 27 Oct 2017 19:27
Location: Germany/Croatia

Re: Tanks in WWI

Post by CroGer » 03 Jun 2018 23:22

Does anyone have numbers for how many tanks were lost during WW1, either destroyed or captured?
Sperg

CuratorBill
New member
Posts: 1
Joined: 28 Jun 2018 22:28
Location: United States

Re: Tanks in WWI

Post by CuratorBill » 28 Jun 2018 22:37

Hello Raul,

I just encountered your post regarding tanks at Cantigny. I am the curator for the First Division Museum in Wheaton, IL. I do quite a bit of historical research on the actions of the division and yet, had not encountered your referenced material, "Les chars dans la defensive: Avec la 1re Armee (avril-mai 1918); la contre-attaque de Mery-Belloy (11-13 juin 1918)". RML. June 1938". I have not been able to locate a source for that information online. Would you be able to direct me?

Thank you,

Bill Brewster
PS: I just returned from four days in Cantigny, FR, walking the fields.

User avatar
tigre
Member
Posts: 10572
Joined: 20 Mar 2005 11:48
Location: Argentina

Re: Tanks in WWI

Post by tigre » 23 Dec 2018 04:52

Hello Bill :D; sorry just now I saw you query........................

You should go to "TANKS AT CANTIGNY AND IN THE MANGIN COUNTERATTACK OF 11 JUNE 1918"
["Les chars dans la defensive: Avec la Ire Armee (avril-mai 1918); la contre-attaque de Mery-Belloy (11-13 juin 1918)." By Lieutenant Colonel Perre and Major Aussenac. Condensed from Revue d'Infanterie, January, February 1938.J. By MAJOR R.G. TINDALL, Infantry - Foreign-language Articles in

http://cgsc.contentdm.oclc.org/utils/ge ... singleitem

Hope it be useful by now. Cheers. Raúl M 8-).

Feliz Navidad - Feliz Natal - Frohe Weihnachten - Joyeux Noël - Merry Christmas - Wesołych Świąt!. :P

User avatar
tigre
Member
Posts: 10572
Joined: 20 Mar 2005 11:48
Location: Argentina

Re: Tanks in WWI

Post by tigre » 11 Feb 2020 00:47

Hello to all :D; more.......................

Panzerverwendung (Armored Employment) 1918.

Source: https://subastas.catawiki.es/kavels/212 ... kommando-h

Cheers. Raúl M 8-).
You do not have the required permissions to view the files attached to this post.

User avatar
tigre
Member
Posts: 10572
Joined: 20 Mar 2005 11:48
Location: Argentina

Re: Tanks in WWI

Post by tigre » 23 Feb 2020 02:36

Hello to all :D; more.......................

Aisne 1918.

Source: Aisne 1918. David Blanchard

Cheers. Raúl M 8-).
You do not have the required permissions to view the files attached to this post.

User avatar
tigre
Member
Posts: 10572
Joined: 20 Mar 2005 11:48
Location: Argentina

Re: Tanks in WWI

Post by tigre » 31 Mar 2020 18:09

Hello to all :D; more.......................

Tanks out of action 1918.

Source: https://pbs.twimg.com/media/B5cJQ3WCMAEULAb.jpg
Aisne 1918. David Blanchard

Cheers. Raúl M 8-).
You do not have the required permissions to view the files attached to this post.

User avatar
Herculaneum
Member
Posts: 15
Joined: 08 Aug 2021 19:29
Location: Anatolia

Re: Tanks in WWI

Post by Herculaneum » 18 Aug 2021 21:06

Hello, just posting an experimental late ww1 American tank called “the Steam Tank”. Based on Mark IV, but powered by 2 cylinder steam engines. Only one prototype constructed in Boston and demonstrated in April 1918, used in some parades despite of mechanical breakdowns. Never saw action in Europe. Never adopted by US Army.

Source: http://www.landships.info/landships/tan ... _Tank.html
Image
You do not have the required permissions to view the files attached to this post.

User avatar
MG1918
Member
Posts: 464
Joined: 03 Jul 2004 19:05
Location: UK

Re: Tanks in WWI

Post by MG1918 » 22 Jan 2022 07:46

Just to add some unfortunate reality of tank warfare. German MG position overrun by British tanks.
dwmimages(320).JPG
You do not have the required permissions to view the files attached to this post.
Mark Finneran
''Seeking all MG items, parts, manuals, detail, MG accessories and original tactics/notes for the WW1 Imperial German Army MG08 & MG08/15. Also looking for T Gewehr & the 13mm ammunition please''

Return to “First World War”