Sarikamis remembered

Discussions on the final era of the Ottoman Empire, from the Young Turk Revolution of 1908 until the Treaty of Lausanne in 1923.
stevebecker
Member
Posts: 1025
Joined: 01 Jul 2006 03:04
Location: Australia

Sarikamis remembered

Post by stevebecker » 09 Jan 2018 00:22

Mates,

Turkish papers record the battles of 1914/15 and the soldiers of the Ottoman 3rd Army

Thousands march to commemorate soldiers killed in WWI in Turkey’s east

KARS

Thousands march to commemorate soldiers killed in WWI in Turkey’s east
Thousands of people marched on Jan. 7 in the eastern province of Kars to commemorate the tens of thousands of Ottoman soldiers killed in the Sarıkamış operation during the First World War, state-run Anadolu Agency has reported.

The starting point of the march was Kızılçubuk, where the ill-fated operation against the Russian Caucasus Army began.

The walk marks the 103rd anniversary of the 1914 operation, in which nearly 90,000 Ottoman soldiers froze to death.

The crowd, made up of people of all ages, gathered under a banner reading “Turkey Marches with Martyrs.”

They began the 4.5-kilometer walk to the memorial area in biting cold weather.

Youth and Sports Minister Aşkın Bak and Transport, Maritime Affairs and Communication Minister Ahmet Arslan were among those who took part in the march.

Aerobatics team Solo Türk also performed during the commemoration.

Cheers

S.B

Skarpskytten
Member
Posts: 123
Joined: 10 Jul 2011 18:15
Location: Växjö

Re: Sarikamis remembered

Post by Skarpskytten » 09 Jan 2018 09:12

stevebecker wrote:...in which nearly 90,000 Ottoman soldiers froze to death.
This is an exagerated figure. The Ottoman official history admitts 43000 dead (incuding combat deaths). The cheif of staff for the Third Army, Lieutenant Colonel Guse, gave the losses as 37000 dead and 7000 missing in total.

Tosun Saral
Member
Posts: 3614
Joined: 02 Nov 2005 19:32
Location: Ankara/Turkey

Re: Sarikamis remembered

Post by Tosun Saral » 09 Jan 2018 18:41


User avatar
jwsleser
Member
Posts: 893
Joined: 13 Jun 2005 14:02
Location: Leavenworth, KS

Re: Sarikamis remembered

Post by jwsleser » 10 Jan 2018 00:05

Impressive!
battaglione Alpini sciatori Monte Cervino (Reenacted)
5th Greek Regiment
9th reggimento bersaglieri

stevebecker
Member
Posts: 1025
Joined: 01 Jul 2006 03:04
Location: Australia

Re: Sarikamis remembered

Post by stevebecker » 10 Jan 2018 01:46

Mates,

What can I say, you know the media in any country likes to slant the stories.

Tosun
Hope you said a few words for your relation lost in these battles

Hodja Ismail Efendi 97th Regt Iman KIA 21-2-15 at Köprüköy

Happy New year to you all.

S.B

Tosun Saral
Member
Posts: 3614
Joined: 02 Nov 2005 19:32
Location: Ankara/Turkey

Re: Sarikamis remembered

Post by Tosun Saral » 10 Jan 2018 17:30

Thank you Steve You are not only a good military historian but also a very good frirnd.
Hodja İsmail Efendi
The hodja of 11th AC, 33th Infanty Div. 97th Inf. Regiment.
My grandfather Hodja Ismail Efendi was the son of Hadji Osman Hodja from village of Sofular of Kozana. Our homeland belongs now Greece. He studied islam theology at Fatih Medrese the school for islamic knowledge in Istanbul. After graduating from the Medrese he joined the Turkish Army as regimental Imam. He fought in Balkan Wars and was taken prisoner by the Greeks. After the peace he was released and appointed to Van in East Turkey at the Iranian border. He took his family from Kozana which was under Greek occupation and gone to Van same 3500 kilometers away. While he was there the WW I began. He was killed in action while charging againts Russians in front of his regiment at Koprukoy/Erzurum in Feb 8th 1330(Feb 21st 1915). This is the only picture of him. May Allahs mercy on him. Allah rahmet eylesin!
— İsmail Hoca and grandson İsmail Tosun Saral
You do not have the required permissions to view the files attached to this post.

Tosun Saral
Member
Posts: 3614
Joined: 02 Nov 2005 19:32
Location: Ankara/Turkey

Re: Sarikamis remembered

Post by Tosun Saral » 10 Jan 2018 17:59

Sarıkamış Harekatına “Hayır” Diyen 11 . Kolordu Komutanı Ali Galip (Pasiner) Paşa, Düşünce ve Tarih, sayı: 3, Aralık, 2014

My article "Lt .General Ali Galip Pasha ( Pasiner) C of 11st AC who opposed Sarikamış Operation" puplished on Ideas and History, Issue: 3 2014

Korgeneral Ali Galip Pasiner Osmanlı devletinin son günlerinde önemli görevler yüklenmiş müstesna insanlardan birisidir. Böyle olmakla beraber hakkında en az bilinen, en az yazılan, tabir yerinde ise, unutulmuş şahsiyetlerden birisidir. İkinci Meşrutiyet öncesi olaylarında ve Meşrutiyetin İlânı’nda, Sultan Abdülhamid’in hal’inde, Balkan savaşında ve Harb-i Umuminin Kafkas ve Hicaz cephelerinde komutanlık, yurdumuzun en buhranlı günlerinde Konya’da vâlilik gibi çok hayatî görevler yapmış, isyanları ile ünlü Konya’yı bir kuvvayi milliye şehrine çevirmeyi başarmıştır. Zaten Mustafa Kemal Paşa’da onu Konya’ya düzeni sağlasın diye göndermişti.
Çok tartışmalı Sarıkamış İhata Muharebeleri sırasında 11 nci Kolordu Komutanı olarak kimilerine göre başarılı, kimilerine göre ise başarısız bulunmuştur. Onun askerî yeneneklerini yetersiz bulanlar bu yetersizliğin nedeninin onun bir kurmay subay olmamasına, jandarmadan yetişme bir sınıf subayı olmasına bağlarlar. Bu nedenle Balkan savaşı ve Kafkas cephesinde Kolordu Komutanı olarak başarısız bulurlar. Ayrıca yetersizliği nedeniyle Hicaz’da Arab isyanına mani olamadığını, koskoca Hicaz bölgesinindeki Mekke ve Medine gibi kutsal şehirlerin onun basiretsizliği nedeniyle elden çıktığını yazarlar.
Korgeneral Ali Galip Pasiner soyadını Büyük Savaşta, Kafkas cephesinde kazanmış olduğu Köprüköy-Pasinler meydan savaşına izafeten ve Büyük Önder Atatürk’ün de uygun görmesiyle “Pasiner” olarak almıştır. Osmanlı Türk subaylarından Osman Bey’in oğludur. 1868'de Trabzon'da doğmuştur. İyi bir asker, idareci ve teşkilatçıydı. Çok otoriterdi. Doğru, açık ve acı sözler söylerdi.
Uzun boylu, fakat zayıf ve uzun boyunlu, mavi gözlü, kalın kaşlı, yukarıya doğru kıvrılmış siyah ve uzun pos bıyıklı , gür sesli sert ve heybetli bir görünüşü vardı. Galip Paşa nazik, zarif, resmî olmağa özenen biriydi. kendisini çevresine güzel gösteren, giyim ve kuşamına özen gösteren bir zattı. Alkol ve sigara kullanmazdı.
Büyük Harbte Kafkas Cephesinde 11 nci Kolordu kumandanlığı yaptığı sırada sakal bırakmiştı. Uzun, ak Bektaşîvârî sakalı ona bir pîr-i fânî görünümü veriyordu. Bu heybetli görünüşünün yanında hassas ve ince bir sanatcı ruhuna sahipti. Ahmet İzzet (Furgaç) Paşa’nın incelik duygusuyla Hasan İzzet (Arolat) Paşa’nın sert karakterini benliğinde hapsederek bu iki erdemin yerine göre birini, yerine göre de öbürünü, - bir kalem, bir kılıç kullanır gibi - kullanan bir kişi idi. Ne var ki asabi olduğu, hiddetli müdahalelerinin bulunduğu da belirtilmektedir. Bir jandarma subayı olması ve gençlik yılları devamlı eşkiya ve çete takibinde geçtiğinden hiddetli ve asabi olması mümkündür.
Güzel resim yapardı. Savaş yıllarının bütün zorluklarını resim yaparak giderirdi. Konya’da vâli olduğu sırada yaptığı tabloların satış gelirini Millî orduya yardım olarak gönderiyordu.
Cesur, âkil, ve bilhassa çok metin bir adamdı. İttihat ve Terakki ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın en değerli elemanlarındandı. Tarih, Galip Bey’e Firzovik kahramanı adını vermekte haklıdır .
11 inci Kolordu Komutanı Galip Paşa, meşrutiyet öncesinde Kaçanik’te toplanan Arnavutlara dert anlatan Galip Paşa, Kumanova’da Vardar ordusuna hazırladığı onurlu günün öbür Kolordulara mensup birliklerin tembelliği yüzünden karardığını acı bir umutsuzlukla gördüğü günden beri Türk ordusuna “Artık seni yönetmeyi öğrendim! demişti. Askerlerini öz çocukları gibi severdi. Onların kaybı hassas kalbini kırar, gözyaşlarını tutamazdı. Türk askerinin başarısı onu son derece duygulandırır, hıçkıra hıçkıra ağlamasına neden olurdu..
Büyük vatanseverdi. Ailesini, vatanını, milletini, askerliğin şeref ve namusunu her şeyin üstünde tutardı. Onları korumak için üstün gayret göstermişti.
1937 yılında, ölümünden 2 yıl önce, İstanbul Kozyatağı’ndaki köşkünde kendisi ile bir röportaj yapan Selâhaddin Güngör onu hayli değişmiş, ihtiyarlaşmamış ancak, yılların yorgunluğunu üzerinde taşıyan bir yüze sahip olduğunu yazmaktadır. Ne varki yılların değiştirmediği iki kuvvetli hususiyetini de vurgulamaktadır. Bakışları ve sesi !.. Sesi bir takıma kumanda eden bir asteğmenin sesi gibiydi. Bakışları ise askerlerine emreden kumandan gibi idi.
Ali İhsan Sâbis Paşa kendisini yargılayan divan-ı harp heyeti başkanı Galip Paşa ve üyeleri hakkında olumsuz görüşlerini sıralamaktadır.
“Divanıharp Heyeti, bir ordu kumandanını muhakemeden âciz adamlar idi. Hemen hepsi bir tabur ve nihayet bir alay kumandanı zihniyetinde, iç hizmet ve askerî terbiyeye, nizamname ve talimatnamelerine bağlı, kendiliğinden düşünüp karar verebilmek kudret ve yeteneğinden yoksun, özellikle bir ordunun düşman karşısında sevk ve idaresinin nasıl olabileceğini idrâk ve hattâ hayal bile edemiyecek derecede icabeden takdir, bilgi ve teknikten nasibedar olmamış üniformalı sadece başeğen askerler idi. Kararın sonundaki “Tefhim kılındı” (anlatıldı) sözcükleri bile anlayış ve değer tanıma noksanını gösteriyordu.
Galip Paşa, 1914 ve 1915 de Kolordu Kumandanlığı etmiş ise de, bilgileri sadece Harbiye okulu eğitiminde ve jandarma subaylığında geçirilmiş deneyimlerden ibaret idi. Kurmay tahsili görmemiş; büyük sevk ve idare ne demektir öğrenmemiş; hiç bir savaş tarihini bir kumandan gözü ile okuyup tahlil etmemiş, alelâde bir saf subayı idi. Diğerlerine nazaran daha zeki ve daha çok inzibatçı idi. Sarıkamış seferinde cepheden taarruza memur olan Onbirinci Kolorduyu, sevkulceyş ihatası veya operatif hareketler yapan Dokuzuncu ve Onuncu Kolordunun hareketlerine uygun bir şekilde kullanamıyarak, Başkumandanın pek çok şiddetli ihtarlarına maruz kalmıştı. Üçüncü Ordu Kumandanın ölümünden sonra, en kıdemli kolordu kumandanı olduğu halde, ordu kumandanlığına nasbedilmiyerek yeni ordu kumandanı gelinceye kadar vekil durumunda kalmış ve sonra Hicaz Askeri Tümeni kumandanlığına gönderilmiş; nihayet orada Şerifin isyanı neticesinde Araplara ve İngilizlere esir olarak Mısır’da senelerce esir kalmış idi. Galip Paşa, talimname ve seferiye nizamnamelerinin harpte sevk ve idare kısımlarını belki okuyup anlamamış ve sadece dahilî hizmet nizamnamesinde yazılı disiplin ve itaat kaidelerini kafasına yerleştirmiş bir kışla inzibatçısı idi. Gerek onun için ve gerek diğer arkadaşları için her şey mutlak itaat ile ölçülür idi. Gerçi bu kaideler küçük rütbeli subaylar için pek lâzım ise de rütbe büyüdükçe ve mesuliyet arttıkça her vaziyeti kendiliğinden tetkik ve takdir kabiliyeti ve istidadı birinci plâna geçer. Sadece emirlere körü körüne itaat ve bunların ölü harflerine sıkı sıkı bağlı kalmak ve her şey için üstünden emir beklemek, bugün, değil generaller için, hattâ küçük rütbeli subaylar için bile artık büyük bir kusur olmuştur.“
Galip Paşa’ya yüklenen en büyük kusur onun bir sınıf subayı olmasıdır. Galip Paşa’nın bir sınıf subayı olamasının askerlik değerini azaltmadığını da savunanlar vardı.
“Gerçi zabitan ümera ve kumandanlardan inkılaba hizmet etmiş, birçok kıymetli zatlar varsa da biz bu arada en mühim işleri görmüş olan erkan-ı harpleri yazıyoruz. Yoksa mesela, Kosova'da Arnavutları Şardağı'nda isyan için toplanmışken mahirane idaresi ile hürriyet uğrunda iktidarını gayet iyi göstermiş olan jandarma kumadanı Miralay Galip Bey'i unutmamak lazım gelirdi.”
1881 yılında girdiği Erzincan Askerî Lisesinin mahreç sınıfından 1885 yılında, 13 Ağustos 1885 tarihinde girdiği Harp Okulundan 30 Mayıs 1888 tarihinde piyade teğmen olarak mezun olmuş ve Kosova Tümenine tayin edilmiştir. Askerî Sicil Numarası: P.1304 (1888)- 44‘dür. Piyade sınıfını 44 ncü olarak bitirdiğinden pek de çalışkan bir öğrenci olduğu söylenemez. Süvari Korgenerali Ömer Fahrettin Türkkan’la: (Süvari 1304 (1888) -1) devre arkadaşıdır. Fahrettin Paşa Birinci Büyük Savaşta Medine şehrini müdafaa eden ve Çöl Kaplanı namı ile anılan büyük askerdir. Galip Paşa, rahmeti Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak’tan (Piyade 1311(1895) C-7) 7 yıl, rahmetli Atatürkümüzden
( Piyade 1317(1901) – 8) 13 yıl kıdemlidir.
Doğu Anadolu’da görev yapan Alman konsolosu 6 Ocak 1914'te 11’nci Kolordu Komutanlığına atanan Galip Paşa hakkında şunları yazmıştır:
“11 nci Kolordu’nun yeni komutanı General Galip Paşa benim üzerimde özellikle enerjik ve sempatik bir insan olduğu şeklinde etki yaptı. Cabir Paşa zamanında Van’a kaydırılan kolorduyu yeni merkezine taşımak gibi ağır bir görev yüklenmişti. Galip Paşa, Harbiye Nazırlığından sağlanan araçlardan başka, hafif bir baskı ile, halkı yeni karargah ve kışla binaları yapmak için inşaat malzemesi ve iş güçü bulmaya zorladı. Bu işbilir insan bir iki sene daha görevinde kalırsa, hiç şüphem yok ki Mezere’yi, aynı Zeki Paşa’nın Erzincan’da yaptığı gibi, bir kale haline getirecektir. Galip Paşa ile birlikte Hüsenik’te hâlâ çadırlarda kalan Albay Ragıb Bey’in 18 nci Tümenini ziyaret ettik. Duyduğuma göre Ragıb Bey askerlerin politika ile uğraşmaları yasak olmasına rağmen, Mezere’de Jön Türk Komitesinin esas adamı durumundadır.”
1915 yılında Harput’ta Amerika Birleşik Devletleri konsolosu olarak görev yapan Leslie A. Davis’in ABD Konsolosluk İşleri Müdürü Mr. Wilbur J. Carr’a 9 Şubat 1918 de yazdığı raporda; Galip Paşa hakkında emsallerine göre daha zeki, kültürlü ve çok güzel Fransızca konuşan bir adam olduğu şeklinde bilgi vermektedir. Mr. Davis ayrıca onunla 3 ay önce Harput’a gelince tanıştığını yazmaktadır.
Galip Paşa Harput'a vardıktan birkaç ay sonra, 21 Temmuz 1330 da (2 Ağustos 1914), genel seferberlik ilân edildi. 3 ncü Ordu Komutanlığı’nın 8 Eylül 1914 de verdiği emre göre 11 nci Kolordu’nun tahaşşüt (Birikme, toplanma, yığılma) mıntakası olarak Hasankale seçildi, Kolordu yavaş yavaş, Hasankale'de toplamıya başladı. Ne var ki 11 nci Kolordu seferberliğini, ancak Eylül’ün ilk haftalarına doğru ikmal edebildi. 11 nci Kolordunun seferberliği Ermeniler ve Kürtlerin davete gelmeyip firarları yüzünden geçikmişti. Bu nedenle, normal olarak bir ayda bitirilmesi gereken seberberlik ancak, kırkiki ve ellidört günde tamamlandı ise de Kolordunun seferi kadrosu tamamlanamadı. Kolordu eğitim, elbise ve techizat bakımındanda fena bir durumda idi. Bütün zorluklara rağmen 11 nci Kolordu 5 Ekim 1914 akşamı Hasankale bölgesinde toplanmış oldu. 33 ncü Piyade Tümeni ise 18 Eylül 1914 de Van’dan hareketle , 25 Eylül 1914 de yığınak bölgesi Tutak’a vardı. Tümenin yürüyüşü sıkıntısız yapılmışsa da özellikle Ermeni ve Kürt asıllı erleri firarları tümen güçünü hayli zayıflatmıştı. Buna rağmen Kolordu bölgede başarılı muharebeler yaptı. Ne var ki Galip Paşa bütün bu muharebelere ve özelikle Sarıkamış istikametinde yapılacak bir ileri harekete karşı idi.
“Nihayet günün birinde başkumandan vekili Enver Paşa, Köprüköyü'ne geldi. Meş'um Sarıkamış hareketi, bu seyahat esnasında hazırlandığı için Enver Paşanın Köprüköyü'ne gelişi üzerinde biraz durmak icap ediyor. Genç başkumandan vekilinin ilk işi, orduyu teftiş etmek olmuştu. Alman Bronzart Paşa da yanında idi. Teftişten sonra, Sarıkamış istikametinde yapılacak ileri hareketin plânını hazırladılar. Enver paşa bu sırada karargâhıma geldi, taarruz plânını bana izah etti. Ve gelişigüzel benim de fikrimi sordu. Büyük iddialarla, geniş mikyasta bir sefer icrasına karar veren bir başkumandana uluorta bir şey söylememek için kendimi tutmaya çalıştım. Fakat, üzerinde harekat yapılacak sahanın haritası, gözümün önüne gelince, dayanamadım:
“Paşam”, dedim, “yol yok. Kar fazla.. İklim arızalı.. Muhabere vasıtasından mahrumuz. Askerin iaşesi yolunda değil. Hele giyim hiç yok. Menzil işlemiyor! Bu şartlar altında yapılacak bir taarruzdan, şimdilik bir fayda beklenemez. Harekâtın yaza tehiri fikrimce, münasip olurdu..Belli ki başkumandan vekilinin canını sıkmıştım.”
Ziya Şakir Soko ise olayı şöyle anlatmaktadır :
“Enver Paşa, cephedeki komutanların yetersizliklerine hükmederek, muhaliflerine göre de “Kafkasya Fatihi” ünvanını kazanmak için cepheye hareket etti. Enver Paşa’nın maiyetinde Osmanlı Orduları Genel Kurmay Başkanı Alman Korgeneral Friedrich (Fritz) Bronsart von Schellendorf (1864-1942) Paşa, Genel Kurmay Harekat Dairesi Başkanı Alman Yarbay Feldmann, yaveri Topçu Binbaşı Mehmet Kâzım(Orbay) vardı. Enver Paşa ve beraberindekileri Yavuz zırhlısı 8 Kanunusani (Aralık) 330 21 Ocak 1915’te Trabzon’a getirdi. At arabasıyla 5 günlük bir yolculuktan sonra 12 Kanunusani 330 ( 25 Ocak 1915) akşamı Erzurum’a ulaştılar. Oradan da ordu karargahının bulunduğu Köprüköy’e hareket ettiler. Enver Paşa Köprüköy’e gelir gelmez, bir an bile dinlenmeden, orduyu süratle teftişten geçirdi. Enver Paşa’nın bu süratli teftişinden hemen taarruza geçmek maksadında olduğu anlaşılıyordu. Nitekim teftiş esnasında gösterdiği hareketlerden ve söylediği bazı imâli sözlerden, gene başkumandanın büyük işlere atılacağı açıkça hissedilmişti. Kendisine refakat eden erkânıharbiye reisi Branzurt Paşa da pek çalımlı jestler alıyordu:
“Büyük bir zaferle aramızda, işte şu kırbaç kadar bir mesafe kalmıştır.”
diye, elindeki ucu kayışlı kırbacı gösteriyordu. Ve böylece, Enver Paşanın dimağına hâkim olduğunu herkese göstermek istiyordu. Fakat, galiba bir aralık kendisine nazar değdi. Teftişin en ciddî bir sahnesinde atının ayağı kaydı. Kendisi de, sırtüstü yere yuvarlanarak ayakları pek çirkin bir surette havalanıverdi. Çok ciddî bir teftiş esnasında, atını bile idare edemiyen başkumandanlık erkânıharbiye reisi, Enver Pasanın dimağına soktuğu koca bir taarruz hareketini acaba nasıl idare edebilecekti? O gülünç vaziyette, Branzut Paşanın yapacağı tek bir hareket vardı. O da derhal düştüğü yerden fırlayıp, atının üzerine sıçramaktı. Halbuki Bronzurt Paşa, böyle yapmadı. Düştüğü yerden, ayağa kalktı. Hemen, arkasındaki zabitlere dönüp kırbacını sallaya sallaya:
“Oooo... Bu, çok fena., çok fena... Bana niçin fena bir at verdiniz?. Yoksa, fena bir sürpriz mi yapmak istediniz.” diye bağırıp çağırmıya başladı. Attan düşmek, ata binmek kadar tabiî bir şey addedilebilirdi. Bu düşüş, ister kazaen ister dalgınlık ve idaresizlik olsun, derhal sükûnetle örtbas edilmek lâzım gelirdi. Fakat Bronzurt Paşanın kendisini o müşkül mevkiden kurtarabilmek için kabahati Türk zabitlerinde bulması, attan düşmesinden daha çirkin ve daha çok gülünç bir hareketti.. Nitekim başkumandan vekili, erkânıharbiye reisinin son hareketini herkesten daha çirkin buİmuş olacak ki, derhal kaşlarını çattı. Rengi kıpkırmızı kesildi Enver Paşa, teftişten sonra, erkânıharbiyesini toplatarak, Sarıkamış istikametinde yapılacak olan büyük taarruzun plânını hazırlattı. Sonra, ordu kumandanı Hasan İzzet Paşa ile 11 inci kolordu kumandanı Galip Paşayı çağırtarak plânı bunlara izaha başladı.
Enver Paşa, hiç şüphesiz ki, düşündüklerini tatbik edecekti. Fakat, âdet yerini bulsun ve bir nezaket olsun diye, iki kumandanın yüzüne bakarak:
“Söyleyiniz bakalım. Bu hususta, sizin mütaleanız nedir? ''dedi.
Ordu kumandanı, esasen taarruza muhalifti. Fakat, artık hiçbir muhalefetin başkumandan vekilini yenemiyeceğini onun çehresindeki kudretli azim ve sebattan anlayınca, hafif bir sssle:
“Pek muvafık.” (Pek Uygun)
demek lüzum ve mecburiyetini hisetti.
Sıra, Galip Paşaya gelmişti. Enver Paşa, Galip Paşa. için meçhul bir şahsiyet değildi. Bu iki eski arkadaş, Meşrutiyetin ilânından evvel beraber çalışmışlar, birbirlerinin ruhlarına nüfuz etmişlerdi. Galip Paşa, bir an sükût etti. Daima büyük işlere atılan, daima büyük iddialar peşinde koşan ve atılıp koştuğu zaman hiçbir mania tanımıyan eski arkadaşının seciyesindeki inat ve sebat kudretni çok iyi bilmekle beraber, düşüncelerini açıkça söylemeye karar verdi. Başkumandan vekiline, eski dostluğu hatırlatan yumuşak bir sesle: “Paşam!...” diye başlayarak, mütaleasma şöylece devam etti: “Bana kalırsa, artık taarruz fırsatı kaçırılmıştır. Her tarafta yollar, karlar ve buzlarla kapanmıştır. Siz de görüyorsunuz ki, mevsim ve iklim, artık zalimane bir şekilde hüküm sürmiye başlamıştır. Büyük bir taarruz için lâzım olan bir çok vasıtalardan mahrum bulunuyoruz. Muhabere takımlarımız yok. Askerin iaşesi yolunda değil. Bir çok efrat, daha hâlâ yazlık elbise ve ayakkabı ile geziyor. Menzil teşkilâtı, faaliyete geçemiyor. Bu şartlar altında yapılacak taarruzdan fayda yerine zarar geleceğine kaniim. Bekliyelim. Noksanlarımızı ikmal edelim, iyice kuvvetlenelim. Yaz gelince, taarruza geçelim.”
Galip Paşa söyledikçe Enver Paşanın kaşları çatılıyor, Taravettar (taze) yanaklarındaki kırmızılık arttıkça artıyordu. Şu anda Enver Paşanın, ordu kumandanına dönerek:“Kolordu kumandanını tevkif ediniz. Ve ibret olmak üzere derhal kurşuna dizdiriniz.” deyivermesi, işten bile değildi. Fakat ya Allah Enver Paşaya sabır verdi veyahut eski dostluğun kıymettar hâtıraları, o andaki öfkesine galebe etti. Doğrudan doğruya Galip Paşaya cevap vermedi. Başını - omuz başında dimdik duran - Bronzart Paşaya çevirerek: “Sanki düşman, o zamana kadar bizi bekliyecek... değil mi?..”demekle yetindi.”

Kaynaklar:
Rahmetli Galip Paşa’nın soyadı ATASE tarafından 2004 yılında yayınlanmış olan Balkan Savaşına katılan Komutanların Yaşam Öyküleri/Alay ve Daha Üst Birlik Komutanları isimli kitabın 67. sayfasında “Pasinler” olarak verilmektedir. Bu kitap temel alınarak 2009 yılında yayımlanan Birinci Dünya Savaşına Katılan Alay ve Daha Üst Kademedeki Komutanların Biyografileri isimli kitabın 65. sayfasında da aynı hataya düşülerek Galip Paşa’nın soyadı “Pasinler” olarak verilmiştir. Diğer taraftan Genel Kurmay Başkanlığının 1991 de yayımladığı “Türk Silahlı Kuvvetleri General ve Amiralleri Albümü 1923-1991 isimli kitabın 131. sayfasında soyadı verilmemekte sadece adı “Ali Galip” olarak belirtilmektedir. Araştırdığımız bir çok kitapta, makalede rahmetlinin soyadı ya “Pasiner” ya da ”Pasinler” olarak geçmektedir. Duğru soyadı “Pasiner” dir.
Pars Tuğlacı, Çağdaş Türkiye, cilt 3, İstanbul 1990, s.1882
Cemal Kutay “Fethi Okyar: Üç Devirde Bir Adam” Tercüman Yayınları İstanbul, 1980, s.48.
Selâhaddin Güngör, Kumandanlarımızın Harb Hatıraları, Kanaat Kitabevi, İstanbul 1937, s. 55.
Hanefi Aytekin, İz Bırakan 100 Ünlü Konya Valisi, Ülkü Basımevi, 1994-Konya, s. 99. (Bu bilgiyi bize ulaştıran Konya Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Araştırma Görevlilerinden Sayın Ali Çoban’a teşekkür ederiz)
Köprülülü Şerif (İlden) “Sarıkamış”, Yayına hazırlıyan: Sami Önal, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 1999, s.37.
Cemal Kutay a.g.e.s. 47.
Yardımcı Doçent Dr. Ahmet Avanas, Millî Mücadele’de Konya, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 1988,
s.221
Süleymân Külçe, Firzovik Toplantısı ve Meşrutiyet, İzmir 1944, s.15
Köprülülü Şerif (İlden) “Sarıkamış”, Yayına hazırlıyan: Sami Önal, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 1999, s.37
Güngör a.g.e.s.56
Ali İhsan Sâbis, “Harb Hatıralarım, İstiklâl Harbi” cilt 5, s.384
Çeyş: asker, asker güdümü, asker sevki
Geniş bilgi, tam kavrayış, tam bilgi
Askerî Mecmua, Hatıralara Hürmet, 1 Kânunuevvel 1931, Sayı:3, Yıl: 49, cilt:2, s.7-8
İstanbul’daki Alman Maslahatgüzarı Mutius, Berlindeki Alman Reichskanzleri Bethmann Hollweg’e Almanya’nın Yardımcı Konsolusu Anders’in Memuret el Aziz vilayetinin merkezi Mezere’den gönderdiği 14 Haziran 1914 tarihli mektup: Kaynak: DE/PA-AA/R14084, Zentraljournal: 1914-A-13845, Botschaftsjournal: 10-12/1914/2685, (DuA Dok. 005 (Anlage 8); 006 (Anlage 9, no,1861914-07-10-DE-001-V
Mareşal Fevzi Çakmak,a.g.e. s.26’da bu tarihi 2 Ağustos 1914 olarak vermektedir.
Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi Kafkas Cephesi 3ncü Ordu Harekâtı c.1,s.88, Genel Kurmay Basımevi, Ankara, 1993
Güngör, a.g.e.s.61
General Fahri Belen, Birinci Cihan Harbinde Türk Harbi, 1914 Yılı Hareketleri, 1964, s.93
Rahmetli babam Tümgeneral Ahmet Hulki Saral 33 ncü Tümenin Van’dan hareketini ve rahmetli babasını son görüşünü tarafımıza anlatmıştır. “ 7-8 yaşlarında idim. Rahmetli babam Manastır Vilayetinin, Serfice Sancağının, Kozana Kazasının Sofular Köyünden Küçükmahmutoğullarından Hacı Osman Hoca oğlu Fatih Medresesi mezunu İsmail Hakkı Hoca 97 nci Alay’ın 1 nci Tabur imamı idi. Seferberliğin ilan edilmesi haberi evi büyük bir üzüntüye boğdu. Günler çabuçak geçti ve alayın Erzurum’a doğru hareket günü geldi. Bütün Van halkı sokaklara dökülmüş cepheye giden askerlerimizi seyrediyor, gözyaşı döküyor, sevinç çığlıkları atıyordu. Biz de ailece yolun kenararına dizilmiş ve 97 nci alayın geçmesini bekliyorduk. Birden anacığım o güzelim Rumeli Türkçesi ile “Te Buban, Te buban” diye bağırdı ve eli ile ileriyi işaret etti.. Heyecanla dikkatimi o yöne çevirdim. Sapsarı saçlı babam başında müftülük alameti olan bembeyaz sarığı ve uzun cüphesini giymiş olarak bir atın üzerinde askerin başında geliyordu. Kolundaki sırmalar sonbahar güneşi ile pırıl pırıl parlıyordu.. Bizi gördü ve gülümsedi.. Bu onu son görüşüm oldu. Ata topraklarımızdan binlerce kilometre uzakta, tanımadığımız, bilmediğimiz bir yerde genç bir ana ve üçü kız dört kardeş yalnız başımıza kalmıştık.”
Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi Kafkas Cephesi, s.90
Ziya Şakir Soko, 1914-1918 Cihan Harbini Nasıl İdare Ettik, Muallim Fuat Güçüyener Anadolu Türk Kitap Deposu, İstanbul 1944, s.160 1883- 21.12. 1959 yılları arasında yaşamış olan bir gazeteci yazardır. Daha ziyade tarihle alakalı eserler hazırlamış ve tarihçi kimliğiyle tanınmıştır. İstiklal savaşına katılmıştır.
Otto von Feldmann , Berlin 6.8.1873- Hanover, 20.5.1945) Alman asker ve siyeset adamı. 1907 de Alman ordusuna katıldı. 1913’de Osmanlı Ordusunu islah etmek için İstanbul’a gelen Alman subaylar arasında yer aldı. Bir ara istanbul’da bulunan 1 nci Ordu Kurmay Başkanlığı görevinde bulundu. Daha sonra “paşa” rütbesine yükseltilerek Ordu Sıhhıye Başkanlığına getirildi.
Mehmet Kâzım Orbay (İzmir 1887- Ankara 4.6.1964) Askerî sicil no:Top.1320(1904)-1 Maraşal Fevzi Çakmak’ın emekliye ayrılmasından sonra 12.1.1944- 30.7.1946 yılları arasında Cumhuriyet Ordumuzun üçünü Genel Kurmay Başkanı olarak görev yaptı.
Köprülülü Şerif İlden “Sarıkamış” isimli eserinde paşanın küfür ettiğini yazmıştır. S.146
You do not have the required permissions to view the files attached to this post.

Tosun Saral
Member
Posts: 3614
Joined: 02 Nov 2005 19:32
Location: Ankara/Turkey

Re: Sarikamis remembered

Post by Tosun Saral » 10 Jan 2018 18:14

Lieutenant General Ali Galip Pasiner is one of the exceptional people who had important duties in the last days of the Ottoman state. As such, it is one of the least-known, least-recently-written, forgotten figures in the phrase. In the pre-Second Constitutional events and in the Constitution of the Constitution, in the state of Sultan Abdulhamid, in the Balkan war, and in the fronts of Harb-imminin Caucasus and Hijaz, commanding, many of the dormant days of our country have done so many vital tasks such as va- lity in Konya, he was able to turn a force into a national city. In Mustafa Kemal Pasha he had already sent him to Konya.
During the very controversial Sarikamis Ignorance Battleship, 11 nci Corps Commander was successful according to some, and according to some, it was found unsuccessful. Those who find his military inadequacy inadequate connect this inability to be a class officer, not a gendarme, because he is not a staff officer. For this reason they find themselves unsuccessful as Commander of the Corps on the Balkan War and the Caucasus Front. He also states that he could not prevent the Arab rebellion in Hijaz due to inadequacy, and that holy cities such as Mecca and Medina in koskoca Hicaz region are out of order due to its incompetence.

Lieutenant General Ali Galip Pasiner received Pasineri/Pasinler's surname in the Great War and at the Caucasus in front of the Battle of the Köprüköy and the Great Leader Atatürk gave him his surname as a "Pasiner". He is the son of Osman Bey, an Ottoman Turkish officer. He was born in 1868 in Trabzon. He was a good soldier, manager and organizer. He was very authoritative. It was true, clear and bitter.
He had a tall but weak and long neck, blue eyes, thick eyebrows, a black curled upwards and a long mustache with a long mustache and a loud, hard and majestic appearance. Galip Pasha was a polite, gracious, not-formal person. a person who shows himself beautifully around him, and takes care of his clothes and his soul. He would not use alcohol or cigarett.

on the Caucasus Front he left beard when he was commanding the Corps. The long, white alla Bektashi beard was giving him huge appearance. Besides this imposing appearance, he had a delicate and fine artistic spirit. Ahmet İzzet (Furgaç) was a person who used the pseudo-sense of Hasan İzzet (Arolat) Pasha in his senses and used one of them according to his place of honor, and a pseudo-pens, like a sword. However, it is also stated that he had nervous interventions . It is possible that he was a gendarme officer and in his his youth years he have been constantly following bandits and gangs, and for that reason he may be furious and nervous.
He made beautiful painting. He painted also during all the difficulties of the war years. When he was a governor in Konya, he sold his paintings and aided the money he to the National Army

Tosun Saral
Member
Posts: 3614
Joined: 02 Nov 2005 19:32
Location: Ankara/Turkey

Re: Sarikamis remembered

Post by Tosun Saral » 10 Jan 2018 18:25

He was brave, good-natured, and especially a very text man. He was a member of Union and Progress Party and the most valuable member of the Organization-ı Mahsusa. History is right to give Galip Bey the name of Hero of Firzovik .
Galip Pasha, commander of the 11th Corps, tHe loved his soldiers like his own children. Their loss would break his delicate heart, he could not hold his tears. The success of the Turkish troops made him feel very emotional, crying harshly.
He was a great patriot. He was loyal to his family, his country, yhis nation, his soldiers, He kept honor above everything . He showed great effort to protect them.

In 1937, two years before his death, Selahaddin Güngör, who had an interview with him in his mansion at Kozyatağı in Istanbul, wrote that he had a face that changed quite a lot and was not old, but carried on the tiredness of years. He also emphasizes two strong features that have not changed for years. The glances and the voice! . His voice sounded like the voice of a lieutenant who commanded his soldiers. His eyes were like a commander who commanded his soldiers.

Tosun Saral
Member
Posts: 3614
Joined: 02 Nov 2005 19:32
Location: Ankara/Turkey

Re: Sarikamis remembered

Post by Tosun Saral » 10 Jan 2018 18:52

....................A few months after Galip Pasha arrived in Harput, general mobilization was declared on 21 July 1330 (August 2, 1914). According to the order issued by the 3rd Army Command on September 8, 1914, Hasankale was selected as the municipality of the 11 ni Corps, and the Corps gradually started to collect in Hasankale. However, the 11th Corps could only mobilize the Corps mobilization in the first weeks of September. The mobilization of the 11th Column was overtaken by the Armenians and the Kurds because of their desertion. For this reason, the normal number of seberberm needed to be completed in one month was completed in forty-four and fifty-four days, but the staff of the campaign of the Kolordun was not completed. The corps was in a bad condition for training, dress and equipment. Despite all the difficulties, the 11th Corps was gathered in the Hasankale district on the evening of 5 October 1914. The 33rd Infantry Division was moved from Van on September 18, 1914, and on 25 September 1914 Tutak'a was the reservoir area. Although the march of the division was made without difficulty, especially the Armenian and Kurdish escapees had weakened the divisional power. Despite this, the Corps made successful combat in the region. However, Galip Pasha was against all these battles, and especially against an advanced movement in the direction of Sarikamis.

Finally, one day, supreme commander Enver Pasha, came to Kopruköyü. Since the Sarimsak movement is prepared during this trip, Enver Pashan needs to stand on the arrival of Köprüköyü. The first job of the young chief of staff was to inspect the army. The German Bronzart Pasha was with him. After the inspections, they prepared a plan of action to be carried out in the direction of Sarıkamış. Enver pasha arrived at his headquarters at this time, explaining to me the plan of attack. And indiscriminately asked me about my idea. I tried to keep myself from telling a great commander who decided to make a big expedition with great demands. But when the map of the field to be operated on came to my eyes, I could not resist:
"Pasham/ My Pasha ," I said, "no way. The snow is everywhere .. The climate is defective .. We are deprived of communication. The military is not on its way. There is nothing to wear. Range is running! In the event of an offense under these circumstances, no benefit is expected for now. It would have been appropriate, in my opinion, to put the summer of war into action. I was obviously made sick my commander. "
....................
Şakir Soko is telling:
Enver Pasha, after inspecting the troops , gathered his commanders and prepared a big offensive plan to be carried out in the direction of Sarıkamış. Then, he invited them to talk the plan.the commander of the army Hasan İzzet Pasha and Galip Pasha, commander of the 11th corps,
Enver Pasha, no doubt, would not apply what they think.
"You say so. What is your objection to this matter? ''said.
Commander of the army, essentially who was an offensive opponent. But now that no opposition is able to defeat the deputy of the ruling elite he could not say "Not very agreeable." (Not very appropriate) but said I felt the necessity and necessity.
Galip Paşa. . It was not an unknown person for Enver Pasha. These two old friends worked together before the declaration of Constitution, they penetrated each other's spirits. Galip Pasha, stood still for a moment. He always decides to openly express his thoughts with great knowledge, persistence and perseverance at the choice of his old friend, who has always been in great affairs, always pursuing great claims and knowing no obstacles when he is struck. Beginning with "Pasham! ..." he continued with a soft voice reminiscent of the old friendship: "I think that the attack was missed now. Everywhere is covered with snow and ice. You see, the season and the climate have now begun to reign in vain. We are deprived of many means necessary for a major offensive. We do not have communication teams. The military is not on its way. Many influences still fights with summer clothes and shoes. Range organization is not operational. I believe that it will come to harm rather than benefit from the offense to be done under these circumstances. I Bekliyelim. Let's wait! . Let's replenish our deficiencies, get stronger. Let's attack when sommer comes. "

As Galip Pasha said, Enver Pashan's eyebrows were frowning, and his fresh cheeks grew with increasing redness. Every body waited Now, Enver Pasha, turning to the commander of the army and would said: "Withhold the commander of the corps. And immediately mark the lead to be a sign. " But either Allah Enver Pasha gave patience, or the precious remnants of old friendship came to the anger of that one. Galip Paşaya did not answer directly. Bronzart Pasha turned his head - standing upright at the shoulder: "I guess the enemy will wait for us until then ... is not it?"

google translation

stevebecker
Member
Posts: 1025
Joined: 01 Jul 2006 03:04
Location: Australia

Re: Sarikamis remembered

Post by stevebecker » 11 Jan 2018 02:15

Tosun,

Yes the move away from Van by the 33rd Div and with the 34th Div at Bitlis of the 11th Corps, allowed the city (Van) to rebel and brought the Russians to advance in early 1915 and take that city?

11th Corps is shown as

Galip Pasa (Pasinler) 1914 to 1-15 - Gen Abdül Kerim Pasa (Öpelimi) 3-15
Deputy - Ali Ihsan (Sabis) 1915

Garrison Van 1914 - 33rd Div at Van - 34th Div at Bitlis (and 18th Div at Harput + three border bns & four Jandarma bns + 11th Cav Bde) - shown Erickson Nov 1914 3rd Army 11th Corps (22273 men 16 Mgs 94 guns) - battles Hudut-Koprukoy-Azap on Nov 1st-Dec 19th 1914 fought 1st battle at Köprüköy 7-11-14 and 2nd battle at Köprüköy 12-11-14 defeated at Sarikamis Dec 1914

Corps Arty & support units

11th Horse Arty Bn 2xBttys (8x 75mm guns) possibly with 11 Cav Bde

25th Cav Regt (1914) 11th Eng Bn - 11th Train Bn - 11th Sig Co - 11th Model Bn

What there total losses were after these battles are not mentioned but Erickson does list the 11th Corps strength 24 March 1915 as

261 officers and 7,806 men

so if 22,273 in Oct 1914 its loses between these dates can be found to be possibly around 14,000 all ranks

S.B

Return to “The end of the Ottoman Empire 1908-1923”