The Monument of Kuk Artillery Battery Nr 36 at Seddülbahir

Discussions on the final era of the Ottoman Empire, from the Young Turk Revolution of 1908 until the Treaty of Lausanne in 1923.
Tosun Saral
Member
Posts: 4076
Joined: 02 Nov 2005 19:32
Location: Ankara/Turkey

The Monument of Kuk Artillery Battery Nr 36 at Seddülbahir

Post by Tosun Saral » 07 Sep 2020 12:50

My recent article about "The Monument of Kuk Artillery Battery Nr 36 at Seddülbahir" published by Düşünce ve Tarih Aylık Tarih Dergisi, No 72, Set. 2020, p. 18
Austria Hungary had 2 artillery batteries at Gallipoli at the order of 5th Ottoman Turkish Army during October 1915-Jan 1916. Before leaving the front the 36th erected a monument at Seddülbahir for the momory of their service. Unfortunately the monument was destroyed by the British or French after the Mundros Agrement when they occupied the straits. My article tells the story of the battery and monument in turkish language in order to give information to our turkish speaking members.
Sayı 72,Eylül 2020
Hazırlayan: İsmail Tosun Saral
Düşünce ve Tarih Aylık Tarih Dergisi, Sayı 72, Eylül 2020 , s.18
SEDDÜLBAHİR’DEKİ AVUSTURYA MACARİSTAN TOPÇU ANITI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeniden restore edilen Gül Baba Türbesi'nin açılışını yapmak üzere gittiği Macaristan’da , Başbakanı Viktor Orban ile 8 Ekim 2018 günü düzenlediği ortak basın toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Gelibolu'ya Macar askerler anısına anıt dikileceğini açıkladı, Macarların Birinci Dünya Savaşında Mehmetçik ile aynı saflarda çarpışmalarını da unutmalarının mümkün olmadığını belirtti. "Çanakkale Savaşında hayatlarını yitiren Macar askerlerinin anısına Gelibolu'da dikilecek anıt da tarihi dostluğumuzun ülkemizdeki sembolü olacaktır. Aynı şekilde Galiçya'da şehit düşen askerlerimizi yarın şehitliğe yapacağım ziyaretle yad edeceğiz." şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanımız neye dayanarak böyle bir açıklama yaptı. Bunu öğrenebilmek için 1915 yılı Ekim, Kasım ve Aralık aylarına dönmemiz gerekir.
1915 yılı bir Pazar günü Budapeşte Üniversitesi Tabiiyat Fakültesinde eğitim görmekte olan Hüseyin Arif, Macar taht şehrinin loş, rutubetli, güneşsiz sokaklarının birinde, bu milletin talihi gibi gamlı, metrûk bir apartmanda, fakirâne odasının kenarında, tahta bir masanın üstünde duran bir gün önceki gazeteyi aldı. Tekrar okumaya başladı. Çanakkale’ye dair İstanbul’dan, Berlin’den, Londra’dan gelen telgrafları süzdü. “Karadan ve denizden hücum ediliyor. Boğaz’a döktüğümüz torpiller toplanıyor, Kumkale’ye, Seddülbahir’e Anafarta’ya çıkan İngiliz; Fransız askerleri ilerliyorlar.” Her satır bir hançer, her nokta bir kurşun gibi beynine saplanıyordu. Karmakarışık idi. Yüreğini kaplayan ateşli bir acı göğsünü yakıyordu. Romanya ülkesinden mühimmât geçirtmiyordu. Bizim de silâh ve cephâne tezgâhlarımız kâfi değildi. İstanbul’un savunulmasından ümidini kesmişti. Hâlbuki İngilizler, Fransızlar, cihânın bu iki gelişmiş milleti yerden, gökten, denizden, yıldırımlarıyla, volkanlarıyla, cehennemleriyle kapımızın önüne gelmişlerdi. Onların dritnotlarına, uçaklarına, denizaltılarına karşılık edecek nemiz vardı? Bir göğüs, bir bazu, işte o kadar!
Siperlerde kulaktan kulağa Avusturya –Macaristan devletinin Gelibolu cephesine askerî yardım yapacağı söylentisi yayılıyordu. Anafartalar Grubu Kurmay Başkanı Binbaşı İzzettin Bey (Orgeneral Çalışlar) bile “Ah! Bir serbest yol bulunur da mühimmat gelirse inşallah bu karşımızdaki İngilizleri başımızdan tam olarak def edeceğiz.” diye düşünmekten kendini alamıyordu.
Aynı anlarda da siperde kar altında titreyen Başçavuş Emin Efendi de (Çöl) Avusturya-Macaristan’dan gelecek cephane, malzeme ve toplara ümit bağlayan askerlerdendi.
“Kar yağmıştı. Sol taraf sırtının kuzey yamacındaki siperlerde kalmıştı kar. Avusturya Macaristan ikilisi birleşik bir devletti. Adına Avusturya-Macaristan İmparatorluğu denirdi. Almanya ve Bulgaristan’la birlikte bizim Birinci Cihan Savaşı dostlarımızdandı Avusturya Prensini Sırplılar öldürünce Sırbistan ile arası açılmış, böylelikle de Tuna yolu kapanmıştı. Sonra Sırbistan işgal edilmiş ve Tuna yolu açılmıştı. Artık dostlarımız Almanya, Avusturya, Macaristan’dan silah, elbise gibi gereç gelecekti.”
Topçu Teğmen Bolvadinli Mehmet Sinan Efendi (Özgen) de bu yardımı dört gözle bekleyenlerdendi:
“Düşman Çanakkale’ye çıkalı beş ay tamamlanmak üzereydi. O günden bu güne durmadan taarruz eden düşman hiç bir surette savunma kudretimizi sarsamamış bilakis gün geçtikçe bu savunma daha esaslı bir şekil almış ve kuvetlerimiz büyük ve kat’î sonucu bir taarruzu bile yapabilecek duruma gelmiş ise de düşmanla silah ve malzeme farkımız kıyas kabul edilemeyecek derecede ölçüsüz ve hatta hudutsuzdu. Bu durum karşısında duraklamak zaruretinde kalıyorduk. Bu arada öyle ateşli, öyle tehlikeli durumlar atlatmıştık ki bu gün dahi aklıma geldikce ürperiyorum. 15 Ağustos tarihinde sarf ettiğimiz top ve makineli tüfek mermilerinin noksanlığını bir türlü ikmal edememiştik. Zaten o günden sonra mermileri lüzum eden yerlere sayı ile kullandırdık. Top başına beş mermimiz kaldığı gün yüzbaşım sap sarı kesilmiş ve yemek falan yemez olmuştu.”
Gerçekten durum çok zordu, Çanakkale kara muharebelerinin bütün devrelerinde Almanya ile daha doğrusu müttefiklerimizle, karadan ve denizden irtibat olmadığı için, memleket dışından mühimmat ithali ve ikmali mümkün değildi. Ordumuz elinde mevcut stoklarla idare etmek zorunda idi. Bu da bilhassa topça atışlarının pek çok kısıtlanmasını icap ettiriyordu.
Gerçekten de Türk Askeri Çanakkale’yi düşmana karşı “ Çelik gibi iman dolu göğüsleri” “çıplak elleriyle” savundular. Yoğun düşman ateşi altında bile tevekkülle ölümü beklediler.
Almanlar Çanakkale düşerse savaşın kendi aleyhlerine neticeleneceğini takdir ederek Sırbistan’ı ortadan kaldırmaya ve Balkan yolunu açmaya karar verdiler. 6 Eylül 1915’te Bulgaristan’la bir askeri ittifak yaparak Alman General Mackenzen komutasındaki birer Alman ve Avusturya-Macaristan ordusu ile hedeflerine ulaştılar. Sırbistan yolunun açılmasıyla Kasım ayında nihayet çoktan beri beklenilen Alman topçu cephanesi Gelibolu Yarımadasını savunan 5. Orduya ulaştı. Bunun gelmesiyle birlikte savaşın başarıyla sonuçlanması hususundaki ümitler de güçlendi. O zamana kadar Türk topçusu iyi talim ve terbiye edilmiş ve çok güzel atış yapmaktaydı. Ancak, kalitesiz ve az cephane ile ancak sınırlı sonuçlar alınmaktaydı. Ne var ki Türklerin elinde havan topu “Mörser” de yoktu. Havan topu Gelibolu yamaçlarına yerleşmiş olan İngilizleri vurabilecek en etkili silâhtı. Düz yollu Türk topları İngilizlere fazla kayıp verdiremiyor sadece deniz taşıtları ve hücuma kalkan düşman piyadesine karşı etkili oluyorlardı. Avusturya Macaristan Devletine ait Škoda Fabrikaları’nın ürettiği havan topları (Mörser) ve obüsler (Howitzer) o devrin en rakipsiz silâhlarıydı.
Ne var ki Avusturya-Macaristan Ordusu’nun elinde de yeteri kadar top yoktu. Savaşın başında 1914 Ağustos’unda Avusturya-Macaristan Ordusu’nun elinde sadece her bataryada dört top bulunan on iki adet 24 santimetrelik M 98 obüs bataryası ve 400 top mermisi vardı. M 98 obüslerin + 44 ila + 65 dereceye kadar ısıya tahammül edebilen namlusunun uzunluğu 2180 milimetre ve ateşe hazır durumda ağırlığı 9,3 tondu. 133 kilogram’lık mermiyi saniyede 278 metre hızla 6500 metre uzağa atabiliyordu. Altı mürettebatı olan bu obüsün bir yerden bir yere taşınması ancak, dört parçaya ayrılmasıyla mümkün oluyordu. Ayrılan parçalar ya motor ya da hayvan gücü ile çekilebiliyordu.
Kasım ortasında ve Aralık ayının başında, Türk olmayan ilk takviye birlikleri Gelibolu’ya ulaştı. Bunlar bir 24 cm’lik 9 Numaralı Motorlu Havan Bataryası (k.u.k. 24 cm. Motormörser-Batterie No. 9) ve bir adet 15 cm’lik 36 Numaralı obüs bataryasından (Howitzer Batterie No. 36) müteşekkil Avusturya-Macaristan birlikleriydi.
9 Numaralı Batarya Anafartalar grubuna, 36 nolu Batarya ise Seddülbahir’in karşısındaki Soğanlıdere’ye yerleştirildi. Her ikisi de düşmanın başına çok işler açtı. Gelen askerî güç 1195 kişiden ibaretti. Bataryanın savaş alanına gelişi Türkler tarafından büyük bir çoşku ve sevinçle karşılanmıştır:
Avusturya’dan yola çıkan 36 Numaralı batarya Bulgaristan üzerinden Uzunköprü’ye vardı. 15 Aralık 1915 günü Batarya Gelibolu yarımadasının en güney uçuna, cepheye doğru 200 kilometrelik yürüyüşüne başladı. Atların ve mandaların çektiği toplar yoğun yağmur ve buz gibi esen rüzgar altında yoluna devam etti. Balkan Savaşı sırasında tahrip olmuş yerleşim yerlerinde ne askerler ne de hayvanlar için barınacak yer kalmamıştı. Yürüyüş ancak gece yapılabiliyordu. Arpa ve yiyecek bulamayan atlar ve mandalar açlıktan zayıf düşmüşlerdi. Yolda rastladıkları bir haberci İngilizlerin yavaş yavaş çekilmeye başladıkları haberini iletti. Topçu neferleri sık sık yorulan mandaları değiştiriyor topları bazı yerlerde kendileri çekiyorlardı. Bazen de çeşitli zorluklar zuhur ediyordu. Sekizinci gün Batarya mevzii girdi. Mandalar bile yorgunluktan yere yığılmıştı. Fakat Monarşinin değişik milletlerinden olan cesur askerler mevzii kazdılar ve topları 24 Aralık 1915 Noel günü ateşe hazır duruma getirdiler. Saat 12:00 de Batarya ilk ateşini açtı. Bir iki dakika sonrada ilk düşman uçakları görüldüler. Uçaklardan atılan üç bomba fazla zarara neden olmadı. Amma bir asker hafif yaralandı. Bu yeni mevzide Avusturya Macaristan bataryası için en tehlikeli düşman bir Fransız havan bataryası idi. Batarya ertesi gün susturuldu. Büyük çapta düşman topçu bataryalarını elde mevcut Türk topları ile susturmak mümkün olmamıştı. Onları susturmak Avusturyalıların görevi oldu. Düşman gemileri de ilk ateşten sonra menzil dışına kaçtılar. Gözetleme yerinden düşmanın nasıl kaçtığı rahatça görülüyordu. Topçu ateşimiz onlara çok pahalıya mal oldu. 7 Ocak 1916 günü İngiliz savaş gemileri faaliyetlerini arttırdılar. Bütün gün ve gece Türk siperlerini ağır gemi topları ile dövdüler. 8 Aralık’ı 9 Aralık’a bağlayan gece Türk piyadesi topçularımızın desteği altında hücuma kalktı ve Fransız ve İngilizlerin son kalıntılarını da yarımadadan söktü attı. Böylelikle Obüs Bataryası 9 Ocak 1916 günü sabah erkenden düşmana son atışlarını yapmış oldu.
27’nci Alay 2’nci Tabur, 1’nci Bölük erlerinden 1885 Biga-Gündoğdu Bucak doğumlu, Ali Demirel anlatıyor.
“Macaristan'dan getirdikleri kısa, ağır obüsler çok işe yaradı. Dik atıyor... Olduğu gibi gemilerin üzerine düşürüyordu o toplar.. Biz istihkamlardan görüyorduk.. Gemiye mermi düşünce duman içinde kalıyor ortalık. Gemideki gâvurlar kendilerini denize atıyorlardı.”
Batarya emrine Türk subay, astsubay ve erleri de verildiler. Bu kahramanlardan birisi de Topçu Onbaşı Hasan (Denek) Efendi’dir.
36 numaralı Batarya komutanı Yüzbaşı Barber’i kılıçlı gümüş imtiyaz madalyası, 9 Numaralı Batarya komutanı Yüzbaşı Manouschek ile bazı subaylarla batarya mürettebatının büyük bir kısmını Harb Madalyası ile ödüllendirdi. Harb Madalyası ile ödüllendirilen askerlerden biri de Takımbaşı Franz Guntscher oldu. Seddülbahirde cereyan eden şiddetli çarpışmalarda 2’nci Sınıf Usta Topçu Astsubayı Josef Palliar gerek Uzunköprü’den cepheye yapılan zorlu yürüyüş sırasında gerekse yoğun ateş altında olmasına rağmen ateşe devam ederek gösterdiği kahramanlık nedeniyle “Küçük Gümüş” Kahramanlık nişanı ile ödüllendirildi.
Batarya mürettebatı Çanakkale Kara Muharebelerinde Güney Grubu emrinde yaptıkları başarılı görevin bir anısı olarak Seddülbahir karşısında mevzilendikleri yere bir anıt diktiler. Bu anıt bu gün kayıptır, yeri bilinmemektedir. Bütün aramalarımıza rağmen bulunamamıştır. Çünkü İngilizler Mondros Mütarekesi hükümlerine aykırı olarak işgal ettikleri Çanakkale Boğazı çevresindeki bütün anıtlarımızı yıkmışlar, tahrip etmişlerdir.
Anıt üzerinde “Erinnerung an die Dardanellen-Kämpfe 1915/1916 öst.-ung. schw. H.-B. Nr. 36" (36 Numaralı Avusturya-Macaristan Ağır Obüs Bataryası Anısına) ibaresi bulunduğu çeşitli Avusturya gazetelerinin haberinden anlaşılmaktadır.
Anıtın yeri tam olarak saptanamasa da Bataryanın görev yaptığı yer bellidir. Bu yere Kahraman Avusturya Macaristanlı askerler anısına bir taş dikilmesi yerinde olacaktır.
İngilizlerin Yarımadadan çekilmelerinden sonra Yüzbaşı Manouschek’in 15’lik 36 numaralı Obüs Bataryası 24 Ocak 1916’da, gerek temsil bakımından, gerekse Türk topçu subay ve erlerinin eğitilmesi açısından, İstanbul’a hareket emri aldı. Batarya 27 Ocak 1916’da Akbaş iskelesinden Alman şilebi Kerkyra’e yüklendi ve 2 Şubat günü İstanbul’a ulaştı. Bu konuda Pomianskowski “1916 Şubatı’nda Gelibolu Yarımadası’ndan hareketle Uzunköprü’ye ulaştı. Oradan da trenle İstanbul’a sevkedildi.” diye yazarak farklı bir bilgi sunmaktadır.
Birinci Dünya Savaşı’nda Kahraman Avusturya İmparatorluk Ordusu askerleri Türk topraklarında “Seve seve ve kemalî cesaretle dövüş”müşler ve hayatlarını feda etmişlerdir. Bu fedakârlık sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi biz Türkler için asla unutulmayacak bir gerçektir.
Aslında bu bataryaların Türkiye’ye gönderilmesi
hakkında haberler gerek Avusturya gerekse Macaristan basınında hiç yer almamıştı. Avusturya Macaristan kamuoyu Gazeteci Georg Bittner’in Gelibolu cephesinden yolladığı yazılar ve Viyana’da sunduğu bazı konferanslar ile Askeri filim ekibinden Üsteğmen Kont Alexander Kolowrat’ın çektiği “Die Letzten Tage der Entente auf Gallipoli” (İtilaf Devletlerinin Gelibolu’da Son Günleri) adlı kurdela sayesinde bilgi sahibi oldu.
Kaynak:
Emekli İş Bankası Müdürü, Türk Macar Dostluk Derneği Başkanı, Macaristan Şövalyesi, Araştırmacı
Ahmet Hikmet Müftüoğlu, “Sümbül Kokusu”, Yeni Mecmua Çanakkale Özel Sayısı, Muzaffer Albayrak, Ayhan Özyurt (haz.), Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2006, s.89
Orgeneral İzzettin Çalışlar’ın Not Defterinden On Yıllık Savaşın, İzzettin Çalışlar ve İsmet Görgülü (Haz.), Güncel Yayıncılık, İstanbul, 2007, s.154.
Emin Çöl, Çanakkale-Sina Savaşları, Özel Basım, Ankara, 1977, s.60.
Mülazım Mehmet Sinan, Harb Hatıralarım, Çanakkale-Irak-Kafkas Cephesi, Hasan Babacan, Servet Avşar ve Muharrem Bayar (Haz.), Vadi Yayınları, 2006, s.41-42.
Muallim Kurmay Albay Fahri Belen, Harb Akademisi 1934-1935 Tedrisatından Çanakkale Savaşı’ndan Alınan Dersler, Tuncay Yılmazer (haz.), Yeditepe, İstanbul, 2009, s.144 ve 149.
Deutsches Nordmährerblatt, 7.12.1915, s4 ve Neues Wiener Journal, 6.12.1915, s.2 “Misilleme saati , İstanbul’da geniş halk tabakaları arasında en yaygın söylenti İstanbul ve Müttefikler arasında doğrudan bağlantı sağlanmasının öncelikli faydasının Çanakkale Boğazı Topçularının modern motorlu bataryalarla donatıldığı, ve bu bataryaların cepheye ulaştıkları veya henüz yolda oldukları şeklindeki haberler oldu. Bu durum Boğazın ve Gelibolu yarımadasının savunulması direncini arttırdı ve Avusturya ve Macarlara karşı şükran duyguları uyandırdı. Genellikle Türklerin Çanakkale Boğazını “ Çelik gibi iman dolu göğüsleri” (mit blosser Brust) ile savundukları söylenir. Amma şimdi modern ağır toplarla donatıldıklarından düşmanın bir daha Boğazı zorlaması kesinlikle bitmiştir. Bu hissiyat basına da yansımıştır. 5 Aralık 1915 tarihli Tasvir-i Efkâr Gazetesi 24lük ve 30.5luk motorlu topların resimlerini basarak “Bu toplar savaşın en büyük etkenleri olduklarını kanıtladılar ve değişik cephelerde muharebenin sonucunu etkilediler. Lüttich’deki, Antwerp’deki, Karpatlar’daki, Polonya’daki başarılarda da etkili oldular. Toplar bundan sonra Türklere de “Misilleşme Saati”nin geldiği hususunda ümit verecektir.” diye yazdı.
Nakliyesi “üst kundak, namlu, alt kundak, yatak” olmak üzere 4 parça halinde 16 beygirin çektiği top arabası veya “üst kundaklı namlu, yatakla birlikte alt kundak” olmak üzere 2 parça halinde motorlu araç ile yapılıyordu. Çekiçi araç olarak M 9 kamyonu kullanıldı. Bu toplar K.u.K ordusunun motorlu araçlarla çekilen ilk topları oldular. Toplara Mitzi, Lisi, Mizzi, Poldi gibi takma adlar takıldılar.
Peter Jung, Darko Pavlovic, Austro-Hungarian Forces in World War I (1914-1916), Osprey Publishing Ltd., UK, 2003, s 42.
Carl Mühlman, Çanakkale Savaşı, Bir Alman Subayının anıları, Sedat Umran (çev.), Timaş Yayınları, İstanbul, 2004, s.149.
Pomiankowski, Danzers Armee-Zeitung, 20.4.1928 s.2
Cahit Önder, Yaşayan Çanakkaleli Muharipler, Çanakkale Seramik Fabrikaları A.Ş.nin Kültür Hizmeti, Çanakkale, 1981, s.37
Mithat Atabay, Çanakkale Cephesi’nden Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, Paradigma Akademi Yayınları, İstanbul 2017, s.205. “1892 yılında Kırıkkale’nin Delice İlçesinin Halitli Köyü’nden Yakupoğullarından Ahmet Bey’in oğlu olarak dünyaya geldi. Köyünde okuma-yazma öğrendi. Çocukluğundan itibaren ailesinin arazilerinde çiftçilikle uğraştı. 14 Mart 1912 tarihinde askere sevk edildi ve aynı yılın Ekim ayında başlayana Balkan Savaşları’na katıldı. 3 Kasım 1914’te Genel Seferberlik başladığından terhis edilmeyerek askerliğe devam etti ve bu durum Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar sürdü. Topçu Onbaşı olarak Çanakkale, daha sonra Galiçya ve en son olarak da Suriye-Filistin Cepheleri’nde savaştı. Savaşlar sırasında gösterdiği gayret ve kahramanlık dolayısıyla Osmanlı Başkumandanlık Vekâleti tarafından harp madalyası ile ödüllendirildi. 1915 yılı Kasım ayı sonunda Çanakkale Cephesi’ne gelen Avusturya-Macaristan Motorlu Havan Bataryası’ndaki hizmetlerinden dolayı Avusturya-Macaristan devlet madalyası verildi. Hasan Bey, Kurtuluş Savaşı sırasında tekrar askere alındı ve 20 Nisan 1920 tarihinde Batı Cephesi’nde Ağır Topçu Alayı’nda görev yaptı. Çavuşluğa yükseldi ve savaş sona erdiğinde İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. TBMM için yapılan dördüncü dönem seçimlerde Aksaray’dan milletvekili seçildi. Sayıştay Komisyonu’nda görev aldı. Milletvekilliği sona erdiğinde tekrar memleketine dönerek tarım ve hayvancılıkla uğraştı. 9 Ocak 1940 tarihinde kardeşini ziyaret için ve tedavi olmak üzere gittiği Mersin’de vefat etti.”
Marburger Zeitung,1.4.1916, s.3
(Neuigkeits) Welt Blatt, 27.5.1917 s.5
Österreichische Illustrierte Zeitung, 7.5.1916
(Neuigkeits) Welt Blatt 14.3.1916 s, 1 ve 8 “Die letzten Tage der Entente aus Gallipoli. Szenen aus dem neuesten Kriegsfilm.”
Jung, age. s.48.
Pomiankowski, age, s.256
Alexander Joseph Graf Kolowrat-Krakowsky (ABD, 29.1.1886 -Viyana, 4.12.1927), Dünyaca ünlü Avusturyalı filim yapımcısı, ünlü Sascha film’in kurucusu. Daha ziyade Sascha Kolowrat-Krakowsky olarak tanılır. Gelibolu Kara Muharebelerine teğmen olarak katıldı ve çektiği “Gelibolu’da İtilaf Devletleri Birliklerinin Son Günleri” (Die letzten Tage der Ententetruppen auf Gallipoli) adlı filim çok meşhurdur. Bu kurdelada Kolowrat bozuk yollarda mandaların topları çekişini, develerle cephanelerin taşınışı, güzel manzaralı yerleri, 5’nci Ordu Komutanı Müşir Liman von Sanders Paşa’nın karargahını, düşman uçaklarına karşı kamufle Türk edilmiş siperlerini, İngilizlerin yarımadayı terk etmelerinden sonra onların geride bıraktığı sayısız savaş malzemesini, İngiliz siperlerinin durumunu gösteriyordu.
Neues Wiener Journal 11.3.1916 s. 6, “Ihre Ausführungen gewannen dadurch besonderen Interesse, daß man zum erstenmal in der Oeffentlichkeit näheres über die Tätigkeit der österreichisch-ungarischen Arttillerie bei diesen Kämpfen erfuhr.”
You do not have the required permissions to view the files attached to this post.
Last edited by Tosun Saral on 07 Sep 2020 12:59, edited 1 time in total.

Tosun Saral
Member
Posts: 4076
Joined: 02 Nov 2005 19:32
Location: Ankara/Turkey

Re: The Monument of Kuk Artillery Battery Nr 39 at Seddülbahir

Post by Tosun Saral » 07 Sep 2020 12:52

Kuk monument at Seddülbahir
You do not have the required permissions to view the files attached to this post.

Tosun Saral
Member
Posts: 4076
Joined: 02 Nov 2005 19:32
Location: Ankara/Turkey

Re: The Monument of Kuk Artillery Battery Nr 36 at Seddülbahir

Post by Tosun Saral » 17 Dec 2022 14:16

Austro- Hungarian Artillery Monument at Seddülbahir.

A new monument was erected to the immortal momories of hungarian artillery soldiers who fought by the side of Turks at Gallipoli againts the Entente forces in 1915 on Oct 25th 2022. The monument was opened by hungarian defence minister Kristóf Szalay-Bobrovniczky and turkish defence minister General (R) Hulusi Akar in presence of many military atteshes of friendly nations. I am very proud if I had a little contribution to the momories of hungarian soldiers. After long years of working and searching I was able to convince the two governments for to erect a monument. Unfortunately I was sick at that day so that my son Dr. Emre Saral took part in the ceremony.
Dr. Gabor Fodor, director of Hungarian Liszt Institition and Hungarian Culture Centre in Turkey on the left and Dr. Emre Saral
You do not have the required permissions to view the files attached to this post.
Last edited by Tosun Saral on 17 Dec 2022 14:21, edited 1 time in total.

Tosun Saral
Member
Posts: 4076
Joined: 02 Nov 2005 19:32
Location: Ankara/Turkey

Re: The Monument of Kuk Artillery Battery Nr 36 at Seddülbahir

Post by Tosun Saral » 17 Dec 2022 14:19

The audience by the ceremony
You do not have the required permissions to view the files attached to this post.

Return to “The end of the Ottoman Empire 1908-1923”